KOCAM VE İKİZ OĞULLARIM BİR BALIK AVI GEZİSİ SIRASINDA KAYBOLDU — 7 YIL SONRA KIZIM DEDİ Kİ: "ANNE, BABAM GİTMEDEN ÖNCEKİ GECE BANA BİR VİDEO GÖNDERMİŞ VE SANA GÖSTERMEMEMİ İSTEMİŞTİ."
Bazı acılar zamanla hafifler. Benimki hiç hafiflemedi. Kerem'in, Mert ve Can ile birlikte şafak vakti bu evden çıkıp akşam yemeğinden önce döneceklerine dair söz vermesinin üzerinden yedi yıl geçti.
Dış kapının her tıkırtısında başımı kaldırır, üçünü de güneşten yanmış bir halde geç kaldıkları için özür dilerken görmeyi umardım. Kerem'in Mert ve Can ile bu evden çıkıp gitmesinin üzerinden tam yedi yıl geçti.
Şimdi sadece ben ve Elif varız. O artık 13 yaşında; uzun boylu, dikkatli bakışlı ve beklemekten asla tam anlamıyla vazgeçmeyen bir annenin yanında büyümenin verdiği o sessizliğe sahip.
Bazen çocukların eski odasının önünden geçerken, onları hâlâ dokuz yaşındaki halleriyle; yarım yamalak giyinmiş, gülüşen ve kimin oltasının daha iyi olduğu konusunda tartışan halleriyle görüyorum. Onlar iki yaşındayken hayatlarına girdim ve bir kez bile onları kendi öz evlatlarımdan ayırmadım.
Bunu söylemem önemli; çünkü dünya, birinin acısını daha az meşru göstermek istediğinde "üvey anne" gibi kelimeleri çok rahat kullanıyor.
Kerem her yaz çocukları Eğirdir Gölü’ne balığa götürürdü. Baba ve oğulları... Gün doğumundan önce çıkarlar, akşamüstü üzerleri göl suyu ve güneş kremi kokarak dönerlerdi. Elif her yıl gitmek için yalvarırdı, Kerem ise başının üstünden öper ve "Gelecek yıl fıstığım," derdi.
Ama o gelecek yıl hiç gelmedi.
"Onları asla kendiminkinden ayırmadım."
O son sabah da diğer tüm balık sabahları gibiydi. Kerem şafaktan önce mutfakta kahve yapıyordu. Mert hâlâ gömleğinin düğmelerini iliklemeye çalışıyor, Can ise herkese kasabanın en büyük balığını tutacağını söyleyip duruyordu.
Elif pijamalarıyla arka kapıda durmuş, son bir kez yalvarıyordu. "Babacığım, lütfen..."
Kerem onun boyuna inip gülümsedi. "Tekne için hâlâ çok küçüksün fıstığım. Gelecek yıl."
Yanağını öptü, ikizlerin saçlarını karıştırdı ve onların başının üzerinden bana baktı. "Akşam yemeğinden önce evde oluruz. Mert muhtemelen yine ottan başka bir şey yakalayamayacak."
Mert yüksek sesle itiraz etti. Can güldü. Ben de güldüm.
devamı sonraki sayfada...

