Haber Zamanı

Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
  1. Haber Zamanı
  2. Kayınvalidenin İntikamı
Önceki
Sonraki


  • İşte Zehra'nın Kazandığı Okul!


Oğlumun hayatınızda görebileceğiniz en güzel altın sarısı bukleleri vardı. Kayınvalidem aylardır bu saçlardan şikayet edip duruyordu. Geçen Perşembe, bu konuda bir adım attı. O buklelerin aslında ne anlama geldiği hakkında en ufak bir fikri yoktu ve Pazar yemeğinde başına nelerin geleceğinden de habersizdi.

Beş yaşındaki oğlum Mert'in, koşarken ışığı yansıtan altın sarısı bukleleri var. Benim için onlar dünyadaki en mükemmel şeydi. Kayınvalidem Berrin için ise belli ki çözülmesi gereken bir sorundu.

Berrin'in erkek çocuklarının nasıl görünmesi gerektiği konusunda her zaman çok katı fikirleri vardı. Mert'i her gördüğünde yorum yapıyordu. Görünüşe göre bu saçlar, halledilmesi gereken bir meseleydi. Her seferinde şu iğneleyici sözleri söylerdi:

"Kız çocuğu gibi görünüyor."

"Erkek kısmının saçı böyle olmaz."

Kocam Murat, her seferinde önünü keserdi:

"Mert’in saçı tartışmaya açık değil, anne."

Berrin ise sadece gergin bir şekilde gülümser ve konuyu değiştirirdi. O gülümseme, aslında hiçbir şeyi sineye çekmediği anlamına geliyordu.

Beklenmedik Telefon

Geçen Perşembe normal bir gün gibi başlamıştı. Mert’i sabah 8:15’te anaokuluna bıraktım, kıvırcık saçlarının tepesinden öptüm ve kızım Lale dinlenirken mutfak masasında çalışmak üzere eve döndüm.

Öğlen saatlerinde telefonum çaldı. Okul sekreteriydi.

"Merhaba hanımefendi. Kayınvalideniz yaklaşık bir saat önce bir aile aciliyetini öne sürerek Mert’i aldı. Her şeyin yolunda olduğunu teyit etmek istedik."

Telefon kulağımda donup kaldım. Sekretere teşekkür edip kapattım ve hemen Berrin’i aradım. Cevap yok. Tekrar aradım. Bir daha, bir daha... Bir saat geçti. Sonra iki. Pencerenin önünde, telefonum iki elimin arasında, bahçe yolunu izleyerek oturdum.

Berrin’in arabası nihayet yanaştığında, o daha motoru durdurmadan dışarı koştum. Mert arka koltuktan ağlayarak indi. Yumruğunda küçük, altın sarısı bir şey tutuyordu.

Buklelerinden biri.

Geri kalanı gitmişti. Onların yerinde kaba ve yamuk yumuk bir asker tıraşı vardı. Sadece öylece durup ona bakakaldım.

"Mert… yavrum… saçına ne oldu?" diyebildim sonunda.

Gözleri şişmiş bir halde bana baktı: "Babaannem kesti anne."

Berrin tamamen sakin bir ifadeyle arabadan indi. Sanki bir sorunu az önce halletmiş gibi ellerini birbirine çırparak, "İşte," dedi. "Şimdi gerçek bir erkeğe benzedi!"

Sessiz Öfke

O bahçede Berrin’e tam olarak ne dediğimi hatırlamıyorum. Arabasıyla uzaklaşmadan önce bana "amma abarttın" dediğini hatırlıyorum. Sonra Mert’i içeri aldım ve o küçük yumruğunda o tek bukleyi sımsıkı tutarak omzumda ağlarken onu koltukta kucakladım.

Murat iki saat sonra eve gelip oğlumuzun kafasını gördüğünde kaskatı kesildi. Mert’in önünde halıya diz çöktü ve o yamuk kesilmiş yerlere nazikçe dokundu.

"Baba," diye ağladı Mert, "Babaannem neden saçımı kesti?"

Murat onu kucağına çekti. "Tamam aslanım, geçti... Ben yanındayım."

O gece çocuklar uyuduktan çok sonra, Murat’ı mutfakta dizüstü bilgisayarı açık, yanında sarı bir not defteriyle buldum. Ne yaptığını sordum.

"Hazırlık yapıyorum," dedi.

Pazar Yemeği

İki gün sonra Berrin aradı. Sesi, tatsız bir olayın kapandığına karar verdiğinde takındığı o neşeli tonla geliyordu. Bizi Pazar yemeğine davet etti. Tüm aileyi. Onun evi. Meşhur fırın kebabı.

Ağzımı gitmeyeceğimizi söylemek için açmıştım ki Murat telefonu nazikçe elimden aldı: "Orada olacağız anne. Hiç kaçırır mıyız?"

Telefonu kapattı ve bana baktı: "Bana güven, Ece."

Sesindeki o sakinlik, Berrin'in başına nelerin geleceğinden hiç haberi olmadığını anlamamı sağladı.

Cumartesi akşamı Murat mutfakta yanıma geldi: "Kısa bir video hazırlayabilir misin? Lale’nin hastane ziyaretleri. Saçlar. Mert’in verdiği söz. Her şey."

Ona uzun uzun baktım. "Ne kadar kısa?"

"Annemin az önce neyi mahvettiğini herkesin görmesine yetecek kadar."

Büyük İtiraf

Berrin’in evindeki Pazar yemeği kalabalıktı. Murat’ın kız kardeşi ve kocası, erkek kardeşi ve çocukları, Berrin’in aileden sayılan üç kilise arkadaşı (veya yakın komşusu)... Kuzenler yemek odasına ve holdeki masalara yayılmıştı.

Berrin döktürmüştü. Yemek masadaydı, ekmekler sıcacıktı. Bir ara Mert’in kısa kesilmiş kafasını okşadı ve "Bak, şimdi daha iyi hissetmiyor musun tatlım? Çok daha derli toplu oldu," dedi. Mert tabağına baktı ve cevap vermedi. Yanında oturan Lale, elini nazikçe kardeşinin koluna koydu.

Yemeğin on beşinci dakikasında Murat peçetesini titizlikle katlayıp tabağının yanına koydu. Yavaşça ayağa kalktı. Masa sessizleşti. Murat sandalyesinin yanındaki çantasını masaya koydu ve kilidini açtı.

İçinden bir belge çıkardı ve Berrin bunun ne olduğunu gördüğü an, sanki birisi fişini çekmiş gibi yüzünün rengi attı.

"Murat," dedi kadın. "Lütfen bunun düşündüğüm şey olmadığını söyle."

"Tam olarak düşündüğün şey anne," dedi Murat sertçe, belgeyi masanın üzerinden ona doğru kaydırarak.

Bu resmi bir ihtarnameydi.

Murat sakin bir sesle açıklarken, Berrin elindeki belgeyle donup kalmıştı. Eğer çocuklarımıza bir daha herhangi bir şekilde müdahale ederse, tüm iletişim kesilecekti. Ziyaret yok. Telefon yok. İstisna yok.

Berrin öfkeyle başını kaldırdı: "Sen çıldırmışsın! Ben senin annenim. Bu tam bir delilik."

"Tamamını oku anne," dedi Murat.

Berrin elini masaya vurdu: "Burada oturup bu muameleyi göremem!"

Masa buz kesmişti. Murat bana baktı: "Ece, hazır mı?"

Cebimden küçük bir USB bellek çıkardım ve televizyona taktım. Kumandayı elime aldım. Ekran titredi ve odayı Lale’nin, tedavinin ilk haftalarında üzerinden çıkarmayı reddettiği sarı hırkasıyla hastane koltuğunda oturan görüntüsü doldurdu.

Gerçek Hikâye

Sekiz ay önce Lale’ye lösemi teşhisi konmuştu. Tedavi onu her yönden zorluyordu ama kalbini en çok kıran şey saçlarını kaybetmek olmuştu. Lale saçlarını çok severdi; uzun, altın sarısı ve Mert'inkiyle aynı tonda... Her gün iki örgü yapardı.

Saçları tutam tutam dökülmeye başladığında, Lale yatağında oturup kendisi gibi kel olan en sevdiği bebeği Derya'ya sarılır ve o kadar sessiz ağlardı ki bu insanın canını daha çok yakardı.

Masadaki bir misafir hafifçe içini çekti. Sonraki klipte Lale kuzeniyle konuşuyordu: "Sence saçlarım yokken hala çiçekçi kız olabilir miyim?"

Son klipte ise Mert, Lale’nin hastane yatağındaydı. Bebeğin kel kafasına uzun uzun baktı ve sonra ablasına döndü.

"Ağlama Lale," dedi beş yaşındaki bir çocuğun o sarsılmaz kararlılığıyla. "Saçlarımı çok uzatacağım ve onlardan senin için bir peruk yapmalarını isteyeceğim. O zaman bebek Derya gibi kel kalmak zorunda olmazsın."

Lale ona baktı: "Söz mü?"

"Söz," dedi Mert. Çocukların o şüphesiz kalbiyle, tüm kalbiyle söz verdi.

Ekran karardı.

Ayağa kalktım ve misafirlere her şeyi anlattım: Lale’nin hastalığını, dökülen saçlarını, Mert’in sözünü... O bukleleri aylardır ablasına peruk yapılsın diye uzattığımızı... Ve Berrin’in sırf Mert’in yüzüne dökülmesini sevmediği için okula gidip ne yaptığını.

Odaya ağır bir sessizlik çöktü. Berrin, hayatımda gördüğüm en küçük, en zavallı haliyle kararmış ekrana bakıyordu. Masanın ucundan biri fısıldadı: "Lale'yi bilmiyor muydu?"

Murat’ın kardeşi başını salladı: "Lale’yi hepimiz biliyorduk. Sadece Mert’in saçlarını onun için uzattığını bilmiyorduk."

Berrin’in sesi bir fısıltı gibi çıktı: "Ben... Ben bilmiyordum."

Bağışlanma

Yemekten sonra misafirler sessizce ayrılmaya başladı. Dışarı biraz hava almaya çıktım. Bir süre sonra Murat ve çocuklarla arabaya doğru yürürken kapı açıldı.

Berrin arkamızdan koştu: "Özür dilerim. Bilmiyordum. Verilen sözü, saçları... Hiçbirini bilmiyordum."

Murat ona döndü: "Mesele bu değil anne."

"Seni affedip affetmeyeceğimize biz karar vermiyoruz Berrin," dedim. "Çocuklarla konuşman lazım."

Berrin arabanın yanında duran Mert ve Lale’nin yanına gitti. Sesi titreyerek, "Çok özür dilerim canlarım," dedi.

Lale, içindekileri tutmanın ne kadar ağır olduğunu anlayacak kadar çok şey yaşadığı için sadece başını salladı.

Mert ise babaannesine baktı: "Sorun değil babaanne. Saçlarım yine uzar. Sadece senin üzülmeni istemiyorum."

Berrin orada tamamen yıkıldı ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.

Yeni Bir Başlangıç

Bu sabah evimize boynuna bir eşarp bağlayarak geldi. Berrin asla eşarp takan biri değildir. O eşarbı çözdüğünde Murat’la birbirimize baktık.

Kafasını tamamen kazıtmıştı. Pürüzsüz ve çıplak kafasıyla bir anda daha genç görünüyordu. "Eğer Lale saçlarını kaybedecek kadar cesursa," dedi Berrin, "ben de bunun nasıl bir his olduğunu öğrenebilirim."

Sonra çantasından küçük beyaz bir kutu çıkarıp Lale’ye verdi. Kızım yavaşça açtı. İçinde bir peruk vardı. Altın sarısı. Kıvırcık. Tıpkı Mert’in saçları gibi ışığı yansıtan bukleler...

Lale onu iki eliyle kaldırıp kafasına taktı. Mert öne eğilip ablasını ciddiyetle inceledi.

"Yine kendin gibi oldun Lale!"

Lale kahkahayı bastı. Haftalardır ilk kez böyle gülüyordu ve bu ses tüm odayı doldurdu. Kayınvalidem gözlerini silip bana baktı.

"Bunun, Mert'in ablası için yapmaya gönüllü olduğu şeyle aynı olmadığını biliyorum. Hiçbir şey onun yerini tutamaz. Ama hepinizin torunlarımı ne kadar çok sevdiğimi ve gerçekten ne kadar üzgün olduğumu bilmenizi istedim."

Murat elimi sıktı, anahtarlarını aldı ve kapıya yöneldi. "Akşama görüşürüz," dedi ve her şeyin düzeleceğini bildiği o gülümsemesiyle gülümsedi.

Oğlum, beş yaşındayken çoğu yetişkinin aklına bile gelmeyecek bir söz vermişti. Görünüşe göre hepimize ders veren o olmuştu.


Önceki Sonraki



  1. 1
  2. 2
  3. 3