Oğlumun hayatınızda görebileceğiniz en güzel altın sarısı bukleleri vardı. Kayınvalidem aylardır bu saçlardan şikayet edip duruyordu. Geçen Perşembe, bu konuda bir adım attı. O buklelerin aslında ne anlama geldiği hakkında en ufak bir fikri yoktu ve Pazar yemeğinde başına nelerin geleceğinden de habersizdi.
Beş yaşındaki oğlum Mert'in, koşarken ışığı yansıtan altın sarısı bukleleri var. Benim için onlar dünyadaki en mükemmel şeydi. Kayınvalidem Berrin için ise belli ki çözülmesi gereken bir sorundu.
Berrin'in erkek çocuklarının nasıl görünmesi gerektiği konusunda her zaman çok katı fikirleri vardı. Mert'i her gördüğünde yorum yapıyordu. Görünüşe göre bu saçlar, halledilmesi gereken bir meseleydi. Her seferinde şu iğneleyici sözleri söylerdi:
"Kız çocuğu gibi görünüyor."
"Erkek kısmının saçı böyle olmaz."
Kocam Murat, her seferinde önünü keserdi:
"Mert’in saçı tartışmaya açık değil, anne."
Berrin ise sadece gergin bir şekilde gülümser ve konuyu değiştirirdi. O gülümseme, aslında hiçbir şeyi sineye çekmediği anlamına geliyordu.
Beklenmedik Telefon
Geçen Perşembe normal bir gün gibi başlamıştı. Mert’i sabah 8:15’te anaokuluna bıraktım, kıvırcık saçlarının tepesinden öptüm ve kızım Lale dinlenirken mutfak masasında çalışmak üzere eve döndüm.
Öğlen saatlerinde telefonum çaldı. Okul sekreteriydi.
"Merhaba hanımefendi. Kayınvalideniz yaklaşık bir saat önce bir aile aciliyetini öne sürerek Mert’i aldı. Her şeyin yolunda olduğunu teyit etmek istedik."
Telefon kulağımda donup kaldım. Sekretere teşekkür edip kapattım ve hemen Berrin’i aradım. Cevap yok. Tekrar aradım. Bir daha, bir daha... Bir saat geçti. Sonra iki. Pencerenin önünde, telefonum iki elimin arasında, bahçe yolunu izleyerek oturdum.
Berrin’in arabası nihayet yanaştığında, o daha motoru durdurmadan dışarı koştum. Mert arka koltuktan ağlayarak indi. Yumruğunda küçük, altın sarısı bir şey tutuyordu.
devamı sonraki sayfada...

