“Arama.”
İşte o anda kalbimde kalan son umut da yok oldu.
Elimi çekip yüzüne baktım.
“Demek gerçekten bir şey var.”
Onur cevap vermedi.
Ben Seda’nın numarasını aradım.
İlk aramada açmadı.
İkinci kez aradım.
Yine açmadı.
Üçüncü aramamda telefon kapandı.
Onur başını iki elinin arasına aldı.
“Böyle öğrenmeni istemedim.”
Dizlerimin bağı çözüldü.
Mutfaktaki sandalyeye oturdum.
“Ne zamandır?”
“Sandığın gibi değil.”
“Ne zamandır?”
Onur sustu.
Tam o sırada kapı zili çaldı.
Saat gece ona yaklaşıyordu.
Onur kapıya bakıp ardından bana döndü.
Yüzündeki ifade beni korkuttu.
Sanki kimin geldiğini biliyordu.
Kapıyı ben açtım.
Karşımda Füsun vardı.
Üzerine aceleyle bir hırka geçirmiş, saçlarını bile toplamadan gelmişti.
Beni görünce derin bir nefes aldı.
“Telefonuna ulaşamadım.”
“İçeri girin,” dedim.
Onur hemen araya girdi.
“Anne, şimdi zamanı değil.”
Füsun oğluna öyle sert baktı ki Onur sustu.
Sonra bana döndü.
“Artık zamanı.”
Salona geçtik.
Ben koltuğun ucuna otururken ellerim titriyordu.
“Bana her şeyi anlatın.”
Füsun gözlerini yere indirdi.
“Yaklaşık sekiz ay önce öğrendim.”
Nefesim kesildi.
Sekiz ay.
Hamileliğimin ortaları.
“Seda’yla mı?”
Füsun başını salladı.
Gözlerimin önünde görüntüler belirmeye başladı.
Seda’nın hamileliğim boyunca beni sık sık araması.
Onur’un bazı akşamlar eve geç gelmesi.
Seda’nın bebeğin odasını hazırlamama yardım ederken Onur’la gereğinden fazla rahat konuşması.
O zaman hiçbirini önemsememiştim.
Çünkü o benim kız kardeşimdi.
Onur da kocamdı.
İnsan en güvendiği iki kişiden aynı anda şüphelenmiyor.
“Ne kadar sürdü?” diye sordum...
Onur cevap vermedi.
Füsun verdi.
“Yaklaşık beş ay.”
Başımı kaldırdım.
“Beş ay mı?”
“Öğrendiğimde Onur’a hemen bitirmesini söyledim. Sana anlatmak istedim ama hamileliğin zor geçiyordu. Doktorun stresten uzak durmanı söylemişti.”
“Bu yüzden bana yalan söylediniz?”
Füsun’un gözleri doldu.
“Bunun doğru olduğunu söylemiyorum.”
“Ama yaptınız.”
Haklı olduğumu bildiği için sustu.
Sonra aklıma başka bir şey geldi.
“Kreş?”
Füsun yüzünü buruşturdu.
İşte o anda asıl parçayı anladım.
“Kreş bununla nasıl bağlantılı?”
Onur ayağa kalktı.
“Hiçbir bağlantısı yok.”
Füsun ona döndü.
“Yeter artık.”
Sonra bana baktı.
“Onur, sen işe döndükten sonra Seda’yla daha rahat görüşebileceğini düşünüyordu.”
Mideme yumruk yemiş gibi oldum.
Füsun devam etti.
“Bebeğe benim bakmamı istiyordu. Böylece kreşe bırakıp alma saatleriyle uğraşmayacak, sen de onun programını sorgulamayacaktın.”
Başımı Onur’a çevirdim.
“Yani kızımızı bile ilişkinizi gizlemek için kullandın.”
“Öyle değildi.”
“Tam olarak öyleydi.”
O anda üst kattan bebeğin sesi tekrar geldi.
Kalktım.
Bu kez kimse beni durdurmadı.
Kızımı kucağıma aldığımda küçük yüzü göğsüme yaslandı.
Onu tutarken ağlamaya başladım.
Ama garip bir şekilde, o an ne yapacağımı da biliyordum.
Ertesi sabah annemi aradım.
Sonra bir avukatla görüştüm.
Onur’a birkaç günlüğüne evden çıkmasını söyledim.
Direndi.
Özür diledi.
Her şeyin bir hata olduğunu söyledi.
Seda’yla artık görüşmediğini iddia etti.
Ama ikinci telefon aksini söylüyordu.
Akşam olduğunda Seda sonunda beni aradı.
Açtım.
Uzun süre ikimiz de konuşmadık.
Sonunda ağlayarak:
“Abla, özür dilerim,” dedi.
Sadece bir şey sordum.
“Bebeğimi ilk kez kucağına aldığında ne hissettin?”
Sessizlik oldu.
“Ne demek istiyorsun?”
“Ben hastanede yatarken geldin. Kızımı kucağına aldın. Bana ‘Onur sana çok düşkün, çok şanslısın’ dedin. O sırada onunla birlikte miydin?”
Seda ağlamaya başladı.
Cevabı zaten almıştım.
Telefonu kapattım.
Sonraki haftalar kolay geçmedi.
Evliliğimi bitirdim.
Seda’yla bütün iletişimimi kestim.
Füsun ise bana defalarca özür diledi.
Başta onu da görmek istemedim.
Çünkü gerçeği bilip aylarca susmuştu.
Ama zamanla şunu fark ettim:
Onun hatası, oğlunu korumaya çalışırken beni koruduğuna inanmasıydı.
Bu yaptığı şeyi haklı çıkarmıyordu.
Fakat en azından sonunda doğru olanı yapmıştı.
Aylar sonra işe döndüğüm ilk gün, kızımı kendi seçtiğim kreşe bıraktım.
Kapıdan çıkarken içim burkuldu.
Arabaya oturduğumda dikiz aynasında kendime baktım.
Uzun zamandır ilk kez yalnızdım.
Ama garip biçimde, kendimi güçsüz hissetmiyordum.
Telefonum çaldı.
Füsun’dan mesaj gelmişti.
“Bir gün beni affedersen torunumu görmek isterim. Ama bu kez yalnızca sen izin verirsen.”
Mesaja uzun süre baktım.
Sonra kısa bir cevap yazdım:
“Zamanla.”
Çünkü yaşadıklarım bana bir şey öğretmişti.
Aile olmak, birinin hayatına istediğin zaman girebilmek demek değildi.
Ne yedek anahtarla bir eve girmekti ne de “senin iyiliğin için” diyerek gerçekleri saklamak.
Aile olmak, güvenildiğinde o güveni korumaktı.
Onur ve Seda bunu kaybetmişti.
Füsun ise belki bir gün yeniden kazanabilirdi.
Ben ise o sabah arabayı çalıştırırken ilk kez başka bir gerçeği anladım:
Hayatımın dağıldığını düşündüğüm gece aslında hayatım dağılmamıştı.
Sadece yanlış insanların üzerine kurduğum düzen çökmüştü.
Kucağımda büyüteceğim kızım için bundan sonra kuracağım hayatın temelinde tek bir şey olacaktı:
Kimsenin arkamdan “Bunu asla öğrenmemeli” diyemeyeceği kadar açık, dürüst ve güvenli bir yuva.
Önceki

Önceki