"Oğlum olmadan elektrik faturanı bile ödeyemeyeceksin Meryem," diye küçümseyerek konuştu Hayriye Hanım, Ankara Adliyesi’nin önünde. Yanında duran oğlu Rıdvan ise sanki üzerinden büyük bir yük kalkmış gibi gülümsüyordu.
Elimde küçük bir valiz, üzerimde sade krem rengi bir elbise vardı; boğazıma düğümlenmiş beş yıllık bir evliliğin ağırlığını taşıyordum. Ağlamadım. Tartışmadım. Sadece; her bayram yemeğinde, her pazar sofrasında, onlar statü, toprak ve nüfuzlarıyla övünürken benim sessizce hizmet ettiğim o anlarda beni "fakir" diye aşağılayan kadının gözlerinin içine baktım.
"Bakalım Aksoy soyadı olmadan ne kadar hayatta kalabileceksin," diye ekledi Rıdvan, pahalı ceketini düzelterek. "Annem haklı; sen hiçbir zaman bu seviyenin insanı olmadın."
Bunu herkesin—kuzenlerinin, kız kardeşi Pelin’in, hatta avukatın—önünde, sanki beni aşağılamak boşanmanın doğal bir kuralıymış gibi ulu orta söyledi. Yıllarca sustum. Hayriye Hanım’ın eşyalarımı karıştırmasını, Rıdvan’ın etrafa beni sıradan bir hayattan "kurtardığını" anlatmasını, ailesinin bana sadece sessiz ve nazik olduğum için tahammül etmesini görmezden geldim.
Ancak o gün, asansörün kapıları açıldığında arkama döndüm.
"Bir konuda haklısınız," dedim sakince. "Kimin kime muhtaç olduğunu anlamak için bir ay yeterli bir süre."
Rıdvan kahkahayı patlattı. "Şimdi de nutuk mu çekiyorsun?"
"Hayır," diye cevap verdim. "Sadece hepinizi yemeğe davet ediyorum. Bayramın ilk günü. Gösterişsiz bir yemek. Sadece sizin paranız olmadan nasıl yaşadığımı görmeniz için."
Hayriye Hanım zalimce gülümsedi. "Sahi mi? Hangi kenar mahalle lokantasında? Yoksa sırf hava atmak için bir yer mi kiralayacaksın?"
"Adresi göndereceğim," dedim. Ve yürüyüp gittim.
Dışarıda siyah bir araç bekliyordu. Şoför saygıyla kapıyı açtı. "Meryem Hanım, köşke mi geçiyoruz?" "Evet Hamdi Bey. Bitti artık."
Araba hareket ederken derin bir nefes verdim. Meryem Aksoy artık yoktu. Kimsenin anlamaya değer bulmadığı o kadın, Meryem Varol, geri dönmüştü.
Üç hafta sonra, Aksoy ailesinin evine altın mühürlü, kalın fildişi zarflar içinde davetiyeler ulaştı. Bunun bir şaka olduğunu sandılar. "Hepimiz gidiyoruz," diye üsteledi Hayriye Hanım. "Eğer kendini rezil etmek istiyorsa, biz de orada olup izleyeceğiz."
Böylece bayram günü, Aksoy ailesinin otuz iki üyesi, şık kıyafetler içinde, benim sözde başarısızlığıma gülmeye hazır bir şekilde geldiler.
devamı sonraki sayfada...

