Arabaya koştum. 15 dakika direksiyon başında oturdum. Murat’ı iki kez aramaya niyetlendim. İkisini de iptal ettim. Son konuştuğumuzda bana kızlarımızın öldüğünü söylemişti. Sesini tekrar duymaya hazır değildim. Karttaki adresi navigasyona yazdım ve sürdüm. Sessiz bir mahallede bir evdi. Kapıyı çaldım. Kapıyı açan kişi görmeyi en son beklediğim kişiydi. Murat. Yüzü kireç gibi oldu. “CAMİLA??” Boşanmadan sonra onu hiç görmemiştim. Arkasından kreşteki kadın göründü. Kucağında bir erkek bebek vardı. Bana ve Murat’a bakıp sakin bir sesle söyledi: “Gelmesine sevindim… sonunda.” Murat panikledi. “Aylin, neler oluyor? O burayı nasıl…?” İçeri girdim. Duvarda fotoğraflar vardı: düğün fotoğrafları, Murat ve kadın nikâhta, kızlar aynı elbiseler içinde. “Aylin… Camila neden burada?” diye sordu Murat. Aylin bana bakıyordu. “Belki olması gereken buydu,” dedi. “Belki kader onların onu bulmasını istedi.” “Onu bulmak mı?” Murat ona baktı. “Neden bahsediyorsun?” Aylin sakin bir şekilde söyledi: “O kızların annesi o. Belki artık ona dönmeleri gerekir.” Donup kaldım. “Ne dedin?” Aylin bana baktı. “O kızlar… senin. Sana öldükleri söylenen kızların.” “Murat hemen bağırdı. “Aylin, kes şunu! Ne dediğini bilmiyorsun.” Ama sesindeki korkuyu duydum. Telefonumu çıkardım. “Murat, sana 30 saniye veriyorum. Gerçeği söylemezsen polisi arayacağım. O kızlar benim kızlarım mı?” Murat sinirle güldü. “Saçmalama Camila. Onlar senin kızların değil.” Bir saniye daha baktım. Sonra ekrana dokundum. “Dur!” diye bağırdı Murat. “Camila lütfen! Yapma! Her şeyi anlatacağım.” Telefonu indirdim. “Konuş.” Kanepede başını ellerinin arasına aldı. Sonraki 20 dakika hayatımda duyduğum en korkunç şeydi. Murat, hamile kalmadan önce 8 ay süren bir ilişkisi olduğunu itiraf etti. İkizler doğunca hesap yapmış. Nafaka. Çocuk masrafları. İki çocuk. Ameliyattan çıkan bir eş. Bunları ödemek istememiş. Kızları istiyormuş… ama benimle birlikte büyütme sorumluluğunu istemiyormuş. Bu yüzden aklına gelen en acımasız çözümü seçmiş. Ben ameliyat sonrası baygınken hastanedeki iki doktor ve bir hemşireyle anlaşmış. Hastane sisteminde belgeler değiştirilmiş. Para verilmiş. İki sağlıklı kızım, sanki hiç benim kızlarım olmamış gibi taburcu edilip Murat’a verilmiş. Ben ise bir hastane odasında uyanıp çocuklarımın öldüğünü öğrenmiştim. Aylin kapıdan dinliyordu. Sonra içeri girdi. Kucağındaki bebeğe baktı. “Yapabileceğimi sandım,” dedi. “Her şeyi istediğimi sandım. Ama oğlumuz Kerem doğunca artık dayanamıyordum.” İkizlere karşı kıskançlık duymaya başlamıştı. Murat’ın ilgisinin çoğunu kızlara vermesi onu delirtmişti. Sonunda bir gece kızlara benim fotoğrafımı göstermiş. “Gerçek anneniz bu,” demiş. “Ben değilim.” Beş yaşındaki çocuklara bunu söylemiş… ve beni bulmalarını istemiş. Ben Murat’a döndüm. “Kızlar nerede?” “Yukarıda.” Merdivenlerden çıkarken seslerini duydum. Kapıyı açtım. Elif ve Zeynep yerde resim çiziyordu. Başlarını kaldırdılar. Sonra bana doğru koştular. “Seni bekliyorduk anne,” dedi Zeynep. “Tanrı’ya bile dua ettik seni göndermesi için.” “Seni eve götürecek miyim?” diye sordu Elif. İkisini de sarıldım. “Evet,” dedim. Sonra polisi aradım. Aylin panikledi. Murat bağırmaya başladı. Ben ise yerde kızlarımla oturup polislerin gelmesini bekledim. 20 dakika sonra geldiler. Murat tutuklandı. Belgeleri sahteleyen iki doktor ve hemşire de tutuklandı ve meslekten men edildi. Bu olayın üzerinden bir yıl geçti. Artık tam velayet bende. Memleketime geri döndük. Annemin evine. Bahçede bir limon ağacı var. Zeynep ona altı kez tırmanmaya çalıştı bile. Ben onların okulunda üçüncü sınıf öğretmeniyim. Teneffüste Elif koşarak bana bir karahindiba getirip tekrar arkadaşlarının yanına gidiyor. Beş yıl boyunca hayatımdaki en önemli şeyin başlamadan bittiğine inandırıldım. Ama artık biliyorum. Gerçek de sabırlıdır. Beş yıl boyunca iki küçük kızın içinde bekledi. Sonra sıradan bir sabah bir kreşin kapısından içeri girdi… ve bana sarıldı. Bu sefer ben de onları bırakmadım.
Önceki

Önceki