İkiz oğullarımdan birini doğdukları gün toprağa verdiğime inanıyordum. Beş yıl sonra, oyun parkındaki tek bir an, bu kayıp hakkında bildiğim her şeyi sorgulamama neden oldu.
Ben Leyla; dünyamın ekseninden kaydığı o gün oğlum Kerem beş yaşındaydı.
Beş yıl önce, hastaneye yanımda ikiz oğullarımla ayrılacağıma inanarak doğuma gitmiştim. Hamileliğim başından beri sorunluydu. Yüksek tansiyon nedeniyle 28. haftada yatak istirahatine alınmıştım. Kadın doğum uzmanım Dr. Perihan sürekli, "Sakin kalmalısın Leyla. Vücudun çok fazla efor sarf ediyor," diyordu.
Hamilelik en başından beri karmaşıktı. Her şeyi doğru yapmıştım. Söyleneni yemiş, her vitaminimi almış, her randevuma katılmıştım. Her gece karnımla konuşurdum. "Dayanın oğullarım," diye fısıldardım. "Anneniz tam burada."
Doğum üç hafta erken geldi ve çok zordu. Birinin "Birini kaybediyoruz," dediğini hatırlıyorum, sonrası ise tam bir bulanıklıktı. Saatler sonra uyandığımda, Dr. Perihan yatağımın başında ciddi bir ifadeyle duruyordu.
"Çok üzgünüm Leyla," dedi nazikçe. "İkizlerden biri başaramadı."
Sadece bir bebek gördüğümü hatırlıyorum. Kerem. Bana komplikasyonlar olduğunu ve Kerem’in kardeşinin ölü doğduğunu söylediler. Hemşire, formları imzalamam için titreyen elimi yönlendirirken çok halsizdim. Okumadım bile.
Kerem’e ikizi hakkında hiç bahsetmedim. Yapamazdım. Küçük bir çocuğa, taşımaması gereken bir yükü nasıl anlatırdınız ki? Sessizliğin bir koruma olduğuna kendimi ikna ettim.
devamı sonraki sayfada...

