İlk polis ağır hareketlerle elini Ceylin'in şortunun sağ cebine soktu.
Parmaklarına gelen şeyi kavrayıp dışarı çıkardı.
Ancak avucundaki nesneye baktığı anda yüzündeki alaycı gülümseme kayboldu.
Bir an gözlerine inanamadı.
Ardından elindekini yanındaki arkadaşına gösterdi.
İkinci polis de gördüğü şey karşısında bir anda bembeyaz kesildi.
Polisin elinde, deri bir kılıfın içerisine yerleştirilmiş resmî bir kimlik vardı. Kimliğin üzerinde Ceylin'in fotoğrafı, adı ve görevini gösteren bilgiler bulunuyordu.
CEYLİN ERDEM — EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ POLİS BAŞMÜFETTİŞİ.
Üstelik kimliğin hemen arkasında, üzerinde gizlilik ibaresi bulunan küçük bir görev kartı vardı.
İlk polis, kimliği birkaç kez çevirdi. Sonra titreyen elleriyle arkadaşına uzattı.
"Bu... Bu gerçek mi?"
Ceylin, arabanın kapısına yaslanmış hâlde sakinliğini koruyordu.
"Kimliğimin gerçek olup olmadığını sistemden kontrol edebilirsiniz. Ama önce kelepçelerimi çıkarmanızı tavsiye ederim."
İkinci polis telaşla kelepçenin anahtarını çıkardı. Ancak elleri öylesine titriyordu ki anahtarı deliğe sokmakta bile zorlandı.
"Başmüfettişim, gerçekten çok özür dileriz! Sizi tanıyamadık!"
Ceylin'in yüzündeki ifade değişmedi.
"Beni tanısaydınız ne olacaktı?"
İki polis de sustu.
Ceylin sorusunu tekrarladı.
"Kim olduğumu bilseydiniz bana böyle davranmayacaktınız, öyle mi?"
İlk polis yutkundu.
"Yanlış anlaşılma oldu efendim."
devamı sonraki sayfada...

