Haber Zamanı

Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
  1. Haber Zamanı
  2. İKİ GENÇ KADIN OLARAK KÖYÜN
Önceki
Sonraki


  • İşte Zehra'nın Kazandığı Okul!


Uzun süre birbirimize baktık.

Sonunda aynı kararı verdik.

Konağa gidecek, önce Sancar Ağa’yla konuşacaktık.

Fakat o kapıdan içeri girdiğimizde hayatımızın nasıl değişeceğini bilmiyorduk.

Konağın büyük ahşap kapıları açıldığında bizi yaşlı bir kadın karşıladı.

“Hanım sizi bekliyor.”

Şaşırdım.

“Ağa değil mi?”

Kadın cevap vermedi.

Bizi üst kata çıkardı.

Orada, geniş pencereli bir odada Melek Hanım oturuyordu.

Beklediğimin aksine sert ya da kıskanç görünmüyordu.

Yaklaşık kırk yaşlarında, son derece zarif bir kadındı.

Bize uzun uzun baktı.

“Demek sizsiniz.”

Nisan elimi tuttu.

“Biz sadece şartları konuşmaya geldik.”

Melek Hanım hafifçe gülümsedi.

“Şartları benim kocam açıklayacak.”

Tam o anda kapı açıldı.

Sancar Ağa içeri girdi.

Onu ilk kez bu kadar yakından görüyordum.

Uzun boylu, geniş omuzlu ve sert bakışlıydı. Üzerinde beyaz gömlek ve koyu renk bir yelek vardı.

Bakışları önce bana, sonra Nisan’a kaydı.

O birkaç saniye bile odamızdaki havayı değiştirmeye yetmişti.

Nisan’ın parmakları elimin içinde gerildi.

Sancar Ağa masanın karşısındaki sandalyeye oturdu.

“Size teklifimi söylediler.”

Başımı kaldırdım.

“Eksik söylediklerini düşünüyorum.”

Kaşını kaldırdı.

“Neden?”

“Çünkü kimse bize neden iki kadın istediğinizi anlatmadı.”

Odadaki sessizlik ağırlaştı.

Melek Hanım gözlerini yere indirdi.

Sancar Ağa ise beklenmedik şekilde gülümsedi

“Güzel. Demek korksan da soruyorsun.”

“Buraya korkmaya gelmedim.”

Bakışları birkaç saniye üzerimde kaldı.

Sonra ayağa kalktı.

“Benim sizden istediğim şey düşündüğünüz değil.”

Nisan hemen sordu:

“O zaman nedir?”

Sancar Ağa pencerenin önüne yürüdü.

“Bu konağa kuma olarak geldiğinizi herkes düşünecek.”

İkimiz de sustuk.

“Ama benim size dokunmamı istemediğiniz sürece size dokunmayacağım.”

Nefesim kesildi.

“Neden?”

Bu kez Melek Hanım cevap verdi.

“Çünkü Sancar’ın sorunu çocuk değil.”

Bize baktı.

“Düşmanı.”

Ardından öğrendiğimiz gerçek, köyde anlatılan bütün hikâyelerden daha karanlıktı.

Sancar Ağa’nın amcasının oğlu Rauf, yıllardır onun topraklarını ele geçirmek istiyordu. Sancar ölür ve ardında mirasçı bırakmazsa malların önemli kısmı aile içinde Rauf’un tarafına geçecekti.

Son aylarda Sancar’a iki kez saldırılmıştı.

Birinde traktörünün frenleri kesilmişti.

Diğerinde ahırda yangın çıkmıştı.

Polis hiçbir şey kanıtlayamamıştı.

Sancar bize döndü.

“Rauf, soyumun devam etmesini istemediğimizi sanıyor. İki genç kadınla evlilik haberini duyunca paniğe kapılacak.”

“Yani bizi yem olarak kullanacaksınız,” dedim.

Sancar’ın yüzü sertleşti.

“Hayır.”

Masaya iki dosya bıraktı.

“Size para vereceğim. Ailelerinizin borçlarını kapatacağım. Konağın ayrı bölümünde yaşayacaksınız. İstediğiniz an gidebilirsiniz.”

Nisan dosyayı açtı.

Rakamı görünce yüzü değişti.

Ama ben hâlâ ikna olmamıştım.

“Peki siz bizden tam olarak ne istiyorsunuz?”

Sancar bana baktı.

“Rauf’un adamlarının konağın içine sızdığını düşünüyorum.”

O an içim ürperdi.

“Bir hafta içinde büyük bir aile yemeği düzenleyeceğim. Herkes sizi yeni eşlerim sanacak. Rauf da gelecek.”

“Biz ne yapacağız?”

“Onu konuşturacağız.”

Plan tehlikeliydi.

Ama kabul ettik.

Sonraki günlerde konakta kaldık.

İşin tuhaf tarafı, Sancar Ağa’yı tanıdıkça hakkındaki söylentilerin çoğunun abartılı olduğunu anlamaya başladım.

Sertti.

Ama zalim değildi.

Çalışanlarının maaşlarını günü gününe ödüyordu. Köyde üniversite okuyan çocukların masraflarını gizlice karşılıyordu.

Geceleri bazen avluda yalnız oturuyordu.

Bir gece yanına gittim.

“Uyumadınız mı?”

“Sen de uyumamışsın.”

Yanına oturdum.

Ay ışığı yüzünün bir tarafını aydınlatıyordu.

“Siz gerçekten ikinci bir eş istemiyor musunuz?”

Bana döndü.

“İnsanların yanında olmasını istediğim biri var.”

“Kim?”

Bakışları üzerimde durdu.

O an kalbim hızlandı.

Fakat cevap vermedi.

Sadece,

“Bazen istediğin şeyi istemeye hakkın olmadığını düşünürsün,” dedi.

O geceden sonra aramızdaki gerilim değişti.

Onu her gördüğümde gözlerim istemeden ona kayıyordu.

Bazen benim baktığımı fark ediyor, hiçbir şey söylemeden gülümsüyordu.

Nisan bunu anlamıştı.

Bir sabah saçımı örerken,

“Sen bu adama kapılıyorsun,” dedi.

“Saçmalama.”

“Yüzün söylüyor.”

Ama asıl tehlike aile yemeği gecesi başladı.

Konağa neredeyse elli kişi geldi.

Rauf da oradaydı.

Bizi görünce yüzünde tuhaf bir ifade oluştu.

Akşam ilerledikçe içmeye başladı.

Nisan onun yanına oturdu.

Ben ise avlu kapısının yakınında bekledim.

Bir süre sonra Rauf ayağa kalktı.

Ahırlara doğru yürüdü.

Peşinden gittim.

Telefonumu cebimde kayıt moduna aldım.

Rauf ahırın arkasında bir adamla buluştu.

“Bu gece bitecek,” dedi.

Adam,

“Ağa odasına çıkınca mı?”

“Evet. Merdivenin altına yerleştirdim.”

Kanım dondu.

Ne yerleştirmişti?

Koşmaya başladım.

Konağa girdiğimde Sancar merdivenlerden çıkıyordu.

“Sancar!”

İlk kez ona herkesin içinde adıyla bağırmıştım.

Bana döndü.

“Dur!”

Merdivenin altından ince bir duman yükseldiğini gördüm.

Sancar beni kolumdan çekti.

“Dışarı!”

Dakikalar içinde herkes konağın avlusuna çıktı.

Jandarma çağrıldı.

Merdivenin altında yanıcı düzenek bulundu.

Rauf kaçmaya çalışırken yakalandı.

Telefonumdaki kayıt ise her şeyi kanıtlıyordu.

Bir hafta sonra konağın avlusunda üçümüz yeniden oturuyorduk.

Melek Hanım önümüzdeki çayları doldurdu.

“Artık anlaşmanız bitti,” dedi.

Nisan’ın ailesinin borcu kapanmıştı. Babasının tedavisi için gereken para da ödenmişti.

Benim annemin evi kurtulmuştu.

Gitmemiz gerekiyordu.

Nisan ertesi sabah valizini topladı.

Ama ben odamdaki bavulun karşısında saatlerce oturdum.

Kapı çalındı.

Sancar’dı.

“Gitmiyorsun.”

Bu bir soru değildi.

“Gitmem gerekiyor.”

“Neden?”

Gözlerimi kaçırdım.

“Çünkü burada kalırsam anlaşma yüzünden değil, başka bir sebepten kalacağım.”

Sessizlik oldu.

Sancar bana doğru bir adım attı.

“Elimi tutarsam çekilecek misin?”

Kalbim göğsümde çarpıyordu.

“Bilmiyorum.”

Elimi tuttu.

Çekilmedim.

Aylar sonra köyde insanlar yine konuşmaya başladı.

Fakat bu kez gerçeği kimse bilmiyordu.

Nisan şehre taşındı, ailesiyle yeni bir hayat kurdu.

Melek ise Sancar’dan boşanmadı. Çünkü onların evliliği yıllar önce karı kocalıktan çok güçlü bir dostluğa dönüşmüştü. Bir süre sonra kendi isteğiyle başka bir şehre yerleşti ve yıllardır ertelediği hayatını yaşamaya başladı.

Ben ise konakta kaldım.

Ama kuma olarak değil.

Sancar bir akşam köy meydanında herkesin önünde elimi tuttu.

“Bu kadın benim borcum değil, anlaşmam değil, mirasım hiç değil,” dedi.

“Benim seçtiğim hayat.”

O gün anladım ki insan bazen çaresizlik yüzünden girdiği bir kapıdan bambaşka biri olarak çıkıyordu.

Biz o konağa iki korkmuş kadın olarak girmiştik.

Bir adamın bizden ne isteyeceğini düşünüyorduk.

Oysa sonunda bizden istediği tek şey, onun kurduğu oyunda figüran olmak değildi.

Gerçeği gördüğümüzde kaçmamaktı.

Ben kaçmadım.

Ama orada kalmamın sebebi para değildi.

İlk defa kendi hayatım hakkında kararı başkasının değil, benim vermiş olmamdı.

 


Önceki Sonraki



  1. 1
  2. 2
  3. 3