Haber Zamanı

Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
  1. Haber Zamanı
  2. İhanet ve Hukuki Mücadele
Önceki
Sonraki


  • İşte Zehra'nın Kazandığı Okul!


Ceyda, yatağın üzerine açık valizini koymuştu ki yedi yaşındaki oğlu Arda kapıda belirdi. Ağlamıyordu ama yüzünde, küçük kalbinin taşıyamayacağı kadar ağır bir şey duymuşçasına, hiçbir çocukta olmaması gereken tuhaf ve donuk bir ciddiyet vardı.

"Anne..." diye fısıldadı Arda, yavaşça odaya girerek. "Babamın bir sevgilisi var… Ve sen gidince bütün paranı alacakmış."

Ceyda kımıldayamadı. Haftalardır hazırlandığı önemli bir müşteri toplantısı için Salı sabahı İzmir’e gitmesi gerekiyordu. Otuz dokuz yaşındaki Ceyda, Levent’teki büyük bir firmada varlık yönetimi danışmanı olarak çalışıyordu. Kandilli’de, ağaçlıklı sakin bir sokakta; mavi panjurları, bakımlı bahçesi ve hayatının mükemmel olduğunu söyleyen komşularıyla güzel bir evde yaşıyordu. Dışarıdan bakıldığında her şey güvendeydi: düşünceli bir koca, tatlı bir erkek çocuk, huzurlu bir yuva. Ama o gece, Arda’nın titreyen kelimeleri sahip olduğunu sandığı her şeyin yüzeyini çatlatıverdi.

"Ne duydun canım benim?" diye sordu, sesini yumuşak tutmaya zorlayarak. Arda gözlerini kaçırdı. "Babam telefonda bir kadınla konuşuyordu. Sen İzmir’deyken bankaya ve notere gitmek için üç günleri olacağını söyledi. Sonra kadın güldü."

Ceyda cevap vermeden onu kollarına aldı. Kalbi o kadar sert çarpıyordu ki Arda’nın bunu göğsünden hissetmesinden korktu ama onun önünde yıkılmayı reddetti. Hele ki çocuk, onu açıkça dehşete düşüren bir şeyi anlatacak kadar cesur davranmışken... Onu odasına geri götürdü, göz kapakları ağırlaşana kadar yanında oturdu ve o uyuduktan sonra, gece saat üç sularında mutfağa indi.

Dizüstü bilgisayarını açarken önündeki kahve hiç dokunulmadan soğudu. O an belgeleri hatırladı. Birkaç hafta önce, geçirdiği ameliyattan sonra Murat ondan birkaç kağıt imzalamasını istemişti. Bunların sigorta formları ve idari önlemler olduğunu söylemişti: "Önemli bir şey değil, her ihtimale karşı." Çok nazik davranmıştı. Fazlasıyla nazik... Bitki çayı yapmış, arkasındaki yastıkları düzeltmiş, ilaçlar yüzünden hâlâ halsiz ve başı dönmüşken, vücudu sızlayıp zihni bulanıkken imza atarken elini elinin üzerine koymuştu.

O zamanlar bunun bir şefkat olduğuna inanmıştı. O gece, e-postasındaki taranmış dosyayı bulduğunda bunun bir tuzak olabileceğini fark etti. Beş sayfa. Uzun hukuki ibareler. Karmaşık terimler. Ve kanını donduran bir başlık: Geniş Kapsamlı Finansal ve Mal Varlığı Yönetimi Yetkilerini İçeren Düzenleme Şeklinde Vekaletname. Ceyda bir kez okudu, sonra bir daha... Aniden ev artık evi gibi gelmemeye başladı. Üst katta uyuyan adam artık kocası değildi. Ertesi gün çıkacağı yolculuk ise artık bir iş gezisi gibi görünmüyordu. Planlanmış bir yokluktu bu. Üç gün... Bütün bir hayatı yerinden oynatmak için yeterli bir süre.

Ertesi sabah Murat sanki hiçbir şey olmamış gibi aşağı indi. Mutfağa girdi, alnından öptü, kahve makinesini çalıştırdı ve gülümsedi. "Salı günü saat kaçta çıkıyorsun?" Ceyda başını kaldırıp ona baktı. "Trenim altı otuz sekizde. Evden beş gibi çıkmam gerekecek." Murat, içini ürperten bir sakinlikle başını salladı. "Harika." Bu tek kelime bir çığlıktan daha beter hissettirdi. O günün ilerleyen saatlerinde Ceyda, avukat olan üniversiteden eski arkadaşı Zeynep’i aradı. Henüz hukukun dürüst insanları çabucak koruduğuna inandıkları yıllarda Ankara Hukuk’ta birlikte okumuşlardı. Ceyda, Arda’nın duyduklarını anlattı. Ardından vekaletnameyi gönderdi. Zeynep birkaç saniye sessiz kaldı. "Ceyda, bu son derece ciddi." "Ne kadar ciddi?" "Böyle bir belgeyle Murat senin adına hareket etmeye çalışabilir, bankalarınla iletişime geçebilir, kağıtlar imzalayabilir, para transfer edebilir ve mal varlığınla ilgili adımlar atabilir. Tam sınırlara bakmak lazım ama gördüğüm kadarıyla... bu yetkiler tehlikeli derecede geniş." Ceyda boğazında bir bulantı hissetti. "Ben İzmir’deyken bunu yapabilir mi?" "Evet. Ve eğer senin gitmeni bekliyorsa, muhtemelen senin uzakta, meşgul ve ulaşılmaz olmana ihtiyacı olduğu içindir."

İlk kararı, Murat’ın haberi olmadan yolculuğu iptal etmek oldu. İkincisi ise rol yapmaktı. Valiz hazırlıyor gibi yapmak... Gülümsemelerine karşılık veriyor gibi yapmak... Hiçbir şeyden şüphelenmeyen eş rolünü oynamak... Ancak ertesi gün posta kutusunu açtığında, üzerinde göndereni belli olmayan beyaz bir zarf buldu. Köşesinde sadece bir damga vardı: Bakırköy Noterliği. Zarfı parmaklarını yakıyormuş gibi mutfağa taşıdı. İçinde, tescil aşamasında olan bir noter senedinin kopyası vardı. Sayfanın altında, hazırlık aşamasındaki bir işlemle bağlantılı taraflar olarak iki isim görünüyordu: Murat Aksoy ve Elif Aydın.

Elif... Arda’nın doğru telaffuz edemediği ama babasının ağzından duyduğu o isim. Ceyda dik durabilmek için masanın kenarını tuttu. O an bunun bir şüphe, bir yanlış anlama veya basit bir evlilik krizi olmadığını anladı; sadece telefonda kahkahalar atan bir kadın meselesi de değildi bu. Birileri, kocasının hukuki bir belgeyi silaha dönüştürmesine yardım etmişti. Telefonu titredi. Arayan Zeynep’ti. "Bir miras hukuku uzmanıyla konuştum," dedi Zeynep. "Harekete geçmeye hazır ol. Ve Ceyda..."

2. BÖLÜM

"Murat'la yalnızken yüzleşme," dedi Zeynep kısık bir sesle. "Şu andan itibaren her kelime önemli. Her belgeyi sakla, saatleri not et, Arda'yı koru ve her şeyden önemlisi, bildiğini Murat'a çok erken belli etme."

Ceyda bir an gözlerini kapattı. Dışarıda, bahçede Murat kiraz ağacının yanında elinde telefonuyla yürüyor, sanki akşam yemeğini ya da hafta sonu tatilini planlıyormuş gibi hafifçe gülüyordu. Yıllardır bu gülüş ona tanıdık gelirdi. O sabah ise tehlikeli geliyordu.

"İlk ne yapıyorum?" diye sordu Ceyda. "Önce vekaletnameyi azlediyoruz. Bugün. O kullanmaya çalışmadan önce. Sonra bankalara resmi bildirimde bulunacağız, şüpheli işlemleri durduracağız, suç duyurusunda bulunacağız ve acil koruma tedbirleri talep edeceğiz. Uzman arkadaşım da benimle geliyor."

Ceyda masadaki zarfa baktı. "Peki ya noter senedi?" Zeynep nefes aldı. "En endişe verici olan o. Gönderdiğin fotoğrafa bakılırsa, Murat mal varlığının bir kısmını bir yapıya devretmeye hazırlanmış." "Ne yapısına?" "Yeni kurulmuş bir gayrimenkul yatırım şirketine." Ceyda'nın parmakları kaskatı kesildi. "Kimin adına?" Kısa bir sessizlik oldu. "Elif Aydın adına."

Ceyda tamamen donup kaldı. Bu artık sadece para meselesi değildi. Sadece ihanet de değildi. Murat'la tanışmadan önce tırnaklarıyla kazıyarak inşa ettiği her şeyi elinden alma girişimiydi: Kendi emeğiyle aldığı ev, yatırımları, güvencesi, oğlunun geleceği; o yanında gülümserken Ceyda'nın tuğla tuğla ördüğü hayat... Ceyda ağlamadı. İçinde bir şeyler sertleşti.

"Zeynep," dedi sakince. "Her şeyi usulüne uygun yapmak istiyorum." "O zaman tam olarak öyle yapacağız."

Telefonu kapattığında Murat mutfağa girdi. Hâlâ telefonu elindeydi. Hâlâ gülümsüyordu. "Kimdi o?" Ceyda zarfı sakince bir çekmeceye kaydırdı. "Bir müşteri. Son dakika bir sorun çıkmış." "Yine mi?" dedi Murat, endişeli görünmeye çalışarak. "Çok çalışıyorsun hayatım. Yarın gidiyor olman iyi. Mekan değişikliği sana iyi gelecek." Ceyda başını kaldırıp ona baktı. Daha önce "hayatım" kelimesi hiç bu kadar boş gelmemişti. "Evet," diye yanıtladı. "Belki."

Murat yaklaşıp elini onun omzuna koydu. Ceyda uzaklaşmadı. Henüz değil. "Arda'yı okula ben bırakırım," dedi Murat. "Sonra şehirde işlerim var." Ceyda belli belirsiz gülümsedi. "Gerek yok. Ben bırakırım." O sabah ilk kez Murat'ın gülümsemesi titredi. "Toplantın yok muydu?" "İptal ettim. Gitmeden önce oğlumla vakit geçirmek istiyorum."

Murat bir saniye kadar fazla uzun bir süre ona baktı. "Peki," dedi sonunda. Ceyda o an adamın bir şeylerden şüphelenmeye başladığını anladı. Ama artık onun için çok geçti. Yarım saat sonra, okulun önünde Arda'nın önünde diz çöktü. "Canım, beni iyi dinle. Bugün seni Zeynep Teyzen alacak. Bu gece benimle birlikte onda kalacaksın, tamam mı?" Arda'nın gözleri fal taşı gibi açıldı. "Babam kötü bir şey mi yaptı?" Ceyda kalbinin sıkıştığını hissetti. Hayır demek istedi. İçindeki baba imajını korumak istedi. Ama yalanlar evi çoktan zehirlemişti. "Baban çok yanlış kararlar verdi," dedi yanağına dokunarak. "Ama bunların hiçbiri senin suçun değil. Bana gerçeği söylediğin için çok cesurdun." Arda ona sıkıca sarıldı. "Sana zarar verecek diye çok korktum." Ceyda gözlerini kapatıp oğluna sarıldı. "Beni sen kurtardın canım benim."

Saat on olduğunda Ceyda; Zeynep ve miras hukuku uzmanı Avukat Antoine ile bir noterdeydi. Noter, vekaletnamenin derhal azledilebileceğini onayladı. Ayrıca, bir mal varlığı devriyle bağlantılı olarak bu vekaletnamenin kullanılmaya çalışıldığını da teyit etti. Ancak Murat bir ayrıntıyı kaçırmıştı: Ceyda imzayı ameliyattan hemen sonra, ağır ilaç tedavisi altındayken, tıbbi olarak belgelenmiş bir bitkinlik ve savunmasızlık halindeyken atmıştı. Rızasının geçerliliğine itiraz etmek için ciddi gerekçeler vardı. Daha da önemlisi, planlanan işlem iz bırakmıştı. Ve Ceyda, finansal izleri okumayı herkesten iyi bilirdi.

Öğle saatine gelindiğinde tüm bankalara resmi bildirimler ulaştı. Ortak hesaplar sıkı takibe alındı. Şahsi hesapları güvence altına alındı. Yatırımları için geçici dondurma talepleri iletildi. Artık yapılacak her türlü olağandışı hareket kişisel onay ve yasal bildirim gerektiriyordu. Saat ikide Zeynep, Ceyda ile birlikte emniyete gitti. Dörtte, nöbetçi mahkemeye acil tedbir başvurusu yapıldı. Altıda, Murat hâlâ hayatını ellerinde tuttuğuna inanarak eve döndüğünde, Ceyda’yı salonda otururken buldu. Valiz yukarıda hâlâ açıktı. Ama tren bileti iptal edilmişti. Önündeki sehpada ise mavi bir dosya duruyordu. Murat kapıda duraksadı. "Neden bana öyle bakıyorsun?" Ceyda ona onu rahatsız eden bir sakinlikle baktı. "Otur Murat." Murat kısa bir kahkaha attı. "Şimdi de kendi evimde bana emir mi veriyorsun?" Ceyda gözlerini ayırmadı. "Bu ev hiçbir zaman senin olmadı."

Murat’ın yüzü kaskatı kesildi. "Ne dedin sen?" "Bu ev hiçbir zaman senin olmadı dedim. Evlenmeden önce kendi paramla aldım. Benim adıma kayıtlı. Ve evlilik sözleşmemiz şahsi mal varlığımı net bir şekilde koruyor. Bunu biliyordun Murat. Sadece unutmuş gibi yapmayı seçtin." Bir an için Murat'ın rengi attı. Sonra kendini toplamaya çalıştı. "Çok yorgunsun. İş stresi sana saçma sapan şeyler söyletiyor." "İzmir’e gitmiyorum." Salona bir sessizlik çöktü. Murat gözlerini kırpıştırdı. "Ne demek istiyorsun?" "Tren biletimi iptal ettim."

İşte o an maskesi düştü. O şefkatli ifade yok oldu. Yerine soğuk, kapana kısılmış ve öfkeli bir adam geldi. "İptal mi ettin? Bana sormadan?" "Tıpkı senin bana sormadan mallarım üzerinde tasarruf etmeye çalışman gibi." Murat ağzını açtı ama kelimeler çıkmadı. Ceyda dosyadan ilk belgeyi çıkarıp masaya koydu. "Geniş yetkili vekaletname. Bugün saat 10:42’de azledildi." İkinci belgeyi çıkardı. "Bankalara gönderilen ihbarnameler." Sonra üçüncüyü. "Koruma tedbiri talebi." Dördüncüyü. "Emniyet şikayet tutanağı." Beşinciyi. "Altında senin ve Elif Aydın’ın adının geçtiği, mallarımın bir kısmını onun adına yeni kurulan şirkete devretmeyi amaçlayan o belgenin kopyası."

Murat donup kalmıştı. Oda sanki nefesini tutmuştu. "Ceyda," dedi aniden sesi yumuşayarak. "Her şeyi yanlış anlıyorsun. Ben sadece işleri senin için organize etmeye çalışıyordum. Hep çok yoğunsun. Hayatını kolaylaştırmak istedim." Ceyda onun bu küstahlığına neredeyse gülümsedi. "Sevgilinle beraber mi kolaylaştıracaktın?" Yüzü çarpıldı. "Öyle konuşma." "Ne diyeyim peki? Suç ortağın mı? Dolandırıcılık partnerin mi? Ben yokken bankaya ve notere gitmek için üç gününüz olacağını söylerken kahkahalar atan kadın mı?" Murat geri çekildi. Hafifçe... Ama Ceyda bunu gördü. Murat anlamıştı. Arda duymuştu. Ve Arda konuşmuştu. "Oğlumuzu bu işe mi alet ettin?" diye kükredi Murat. Ceyda ayağa kalktı. "Hayır. Sen yaptın bunu. Onun yuvasını yalanlarına sahne yaptığın gün sen yaptın."

Murat aniden öne doğru hamle yaptı ama daha konuşamadan kapı zili bir, iki, üç kez çaldı. Ceyda kapıyı açtı. Eşikte Zeynep, Avukat Antoine ve iki polis memuru duruyordu. Arkalarında, bahçe kapısının yanında siyah bir araba durmuştu. Elif Aydın; güneş gözlükleri, bej mantosu ve topuklu ayakkabılarıyla, sanki kendisine söz verilen evin tapusunu almaya gelmiş gibi arabadan indi. Ama polisleri görünce yolun ortasında durakladı. Murat da onu gördü. Ve o an tüm özgüveni yerle bir oldu. "Neler oluyor?" diye sordu Elif gözlüklerini çıkararak. "Murat, bu nedir?" Ceyda kapının girişine yürüyüp doğrudan kadının gözlerinin içine baktı. "Olan şu; yolculuk iptal edildi."

Elif'in beti benzi attı. "Neden bahsettiğinizi bilmiyorum." Zeynep mavi dosyayı kaldırdı. "Resmi olarak açıklama yapma fırsatınız olacak." Murat Elif’e doğru yürümeye çalıştı ama polislerden biri bir el işaretiyle onu durdurdu. "Murat Bey, olaylarla ilgili ifadenizi almak üzere bizimle gelmenizi rica edeceğiz." "Bu saçmalık!" diye bağırdı Murat. "Bunu kıskançlıktan yapıyor!" Ceyda'nın içine tuhaf bir huzur doldu. Yıllarca Murat'ın onun işini küçümsemesini, başarılarına gülüp geçmesini, temkinliliğine "soğukluk" zekasına ise "güvensizlik" demesini dinlemişti. Şimdi ise küçümsediği o zekası, Murat'ın onu yok etmesini engelleyen şeydi. "Hayır Murat," dedi sakince. "Bunu; mallarımı zimmetine geçirmeye çalıştığın, imzamı kötüye kullandığın ve oğlumuzu yalanına tanık ettiğin için yapıyorum." Murat nefretle ona baktı. "Buna pişman olacaksın." Ceyda bakışlarını kaçırmadı. "Pişman olduğum tek şey, sana bu kadar uzun süre güvenmiş olmam."

3. BÖLÜM

Polis Murat’ı götürürken o hâlâ bunun bir yanlış anlama olduğunu sayıklıyordu. Elif koridorda ağlıyor, hiçbir şeyden haberi olmadığını iddia ediyordu. Ancak ele geçirilen mesajlar, belgeler, arama kayıtları ve atılan hazırlık adımları zaten başka bir hikaye anlatıyordu. O gece Ceyda evde kalmadı. Zeynep’in evinde, Arda ona sokulmuş, küçük eli annesinin elini sıkıca kavramış halde uyuyana kadar orada kaldı. Oğlunun nefesi yavaşlayıp düzene girdiğinde Ceyda sessizce ağladı. Evliliği için değil; o çoktan ölmüştü. Korkmuş çocuğu için ağladı, eski kendisi için ağladı, artık güvenli hissettirmeyen evi için ağladı ve Murat’ın sadece hatalı bir koca değil de, açgözlülük uğruna kendi ailesinin huzurunu satabilecek bir adam olmadığına dair içinde kalan o küçük umut parçası için ağladı. Zeynep sessizce odaya girdi ve başucundaki masaya bir bardak çay bıraktı. "Bugün çok güçlüydün." Ceyda yüzünü sildi. "Kendimi güçlü hissetmiyorum." "Sadece hayatta kalmaya çalışırken kimse kendini güçlü hissetmez. Güç sonra, arkana bakıp da yıkılmadığını anladığında görülür."

Takip eden günler zor ama belirleyiciydi. Mahkeme, ihtilaflı belgelerin her türlü kullanımını askıya aldı. Ceyda’nın hesapları koruma altında kaldı. Planlanan devir tamamlanamadan engellendi. Alınan tedbirler kapsamında Murat evden uzaklaştırıldı ve dava bitene kadar Arda ile ilgili iletişim kısıtlandı. Elif dahil olmadığını kanıtlamaya çalıştı ama ön duruşmada mesajlar ortaya çıktı: "İzmir'e gittiğinde vaktimiz olacak." "Para garantiye alınınca boşanma davasını açarsın." "Asla şüphelenmez." Ceyda göğsü sıkışarak dinledi ama başını eğmedi. Bu kez yalnız değildi. Yanında Zeynep ve Antoine oturuyordu. Salonun arkasında ise haberi alır almaz Samsun’dan ilk trenle gelen annesi Münevver Hanım vardı. Duruşma bittiğinde Münevver Hanım, adliye koridorunda kızına sıkıca sarıldı. "Keşke daha önce gelseydim," diye fısıldadı gözyaşları içinde. Ceyda derin bir nefes aldı. "Tam zamanında geldin." "Peki Arda nasıl?" "Daha iyi. Babasının dönüp dönmeyeceğini sorup duruyor." Münevver Hanım kızının yüzüne dokundu. "Ona bir çocuğun taşıyabileceği kadar gerçeği anlat. Onu ezecek olanı değil."

Ceyda bu sözleri aklından çıkarmadı. Zamanla tam olarak bunu yaptı. Arda’yı Murat’a karşı hiç zehirlemedi. Babasından nefret etmesi için onu zorlamadı. Sadece yetişkinlerin bazen çok yanlış seçimler yapabileceğini, eylemlerin sonuçları olduğunu ve sevginin asla korku gibi hissettirmemesi gerektiğini anlattı. Arda oyun terapisine başladı. İlk seanslarda kapıları kilitli evler çiziyordu. Sonra pencereleri açık evler çizdi. Birkaç ay sonra ise bahçede kendisini, annesini ve arkalarından koşan kahverengi bir köpeği çizdi. Ceyda ertesi hafta bir köpek sahiplendi.

Arda köpeğin adını "Fındık" koydu. Kandilli’deki ev de değişti. Ceyda kilitleri, perdeleri, salonun boyasını ve hatta o zarfı elleri titreyerek tuttuğu mutfak masasını bile değiştirdi. Onun yerine, her Pazar sabahı Arda ile birlikte kızarmış ekmek, terayağı ve sıcak çikolata eşliğinde kahvaltı ettikleri açık renkli ahşap, yuvarlak bir masa aldı. Yavaş yavaş ev yeniden "yuva" oldu. Komşuların hayal ettiği o mükemmel yuva değil; gerçek bir yuva.

Birkaç ay sonra boşanma kesinleşti. Murat, Ceyda’nın şahsi malları üzerindeki tüm iddialarını kaybetti. Ayrıca Elif ile birlikte kurdukları düzenekler nedeniyle tazminata mahkum edildi. Küçük işlemlerle kaçırdığı paraların bir kısmı geri alındı, kalanı ise borç olarak üzerine kaydedildi. Son duruşmada Murat zayıflamış, bitkin görünüyordu; o eski kibirli hali üzerinden uçup gitmişti. Koridorda Ceyda ile konuşmaya çalıştı. "Her şeyimi kaybettim," dedi kısık bir sesle. Ceyda bir zamanlar kocası dediği adama baktı. Ne sevinç ne de acıma hissetti. Sadece büyük bir mesafe... "Hayır Murat. Sen her şeyi çöpe attın." Gözlerini kaçırdı. "Arda beni düşünüyor mu?" Ceyda cevap vermeden önce bekledi. "Arda, sahip olduğunu sandığı babasını özlüyor." Bu cümle ona her türlü mahkeme kararından daha ağır çarptı. Ceyda arkasını dönüp yürüdü. Adliyenin dışında Arda, Münevver Hanım ile bekliyordu. Annesini görünce koşup kollarına atıldı. "Bitti mi?" diye sordu. Ceyda onun önünde diz çöktü ve uzun zamandan sonra ilk kez içtenlikle gülümsedi. "Bitti canım benim." "İyi olacak mıyız?" Yüzünü ellerinin arasına aldı. "Zaten iyiyiz."

Bir yıl sonra Ceyda kendi varlık yönetimi danışmanlık firmasını açtı. Ama sıradan bir firma değildi bu. Kendisini kadınlara adamış bir ofis kurdu: bekar anneler, dullar, boşanmış kadınlar, girişimciler; hayatı boyunca çalışmış ama gerçekten kendilerine ait olanı nasıl koruyacakları hiç öğretilmemiş kadınlar için... İsmi basitti: Kökler Varlık Danışmanlığı. Açılış günü beyaz çiçekler, taze kahve, masada ikramlıklar ve girişin yanında küçük altın bir tabela vardı. Şimdi sekiz yaşında olan Arda, kurdeleyi onunla birlikte kesti. "Anne, neden adı Kökler?" Ceyda gülümsedi. "Çünkü kökleri olmayan hiçbir ağaç ayakta duramaz. Ve en başından düzgünce korunan bir şeyi hiç kimse elinden alamaz."

Zeynep gözleri parlayarak yanında duruyordu. "Acını diğer kadınlar için bir sığınağa dönüştürdün." Ceyda etrafına baktı. Çekinerek içeri giren müşterileri gördü. Annesinin Arda ile konuşmasını izledi. Kapının yanında yatan ve Arda’nın zorla boynuna bağladığı mavi fularıyla duran Fındık’ı gördü. Ve uzun zamandan sonra ilk kez artık sadece "hayatta kalmadığını" anladı. Yeniden başlamıştı. O akşam eve döndüklerinde Arda yukarı koştu, sonra elinde bir zarfla aşağı indi. Bir an için Ceyda’nın vücudu kasıldı. Zarfların hâlâ onun üzerinde bir etkisi vardı. Ama Arda gülümsüyordu. "Okuldan verdiler."

Açtı. Bu bir kompozisyon ödeviydi. Başlığı şuydu: Tanıdığım En Cesur Kişi. Ceyda ilk satırı okuduğunda gözlerinin yandığını hissetti. "Annem cesur çünkü korktuğunda çığlık atmadı. Düşündü. Beni korudu. Ve sonra diğer kadınlara da kendilerini nasıl koruyacaklarını öğretti." Ceyda elini ağzına götürdü. Arda biraz mahcup görünüyordu. "Öğretmenim çok beğendi." Onu kollarının arasına çekti. "Ben bayıldım." "Ağlıyor musun?" "Biraz." "Ama bu üzgün ağlaması mı?" Ceyda gözyaşları içinde gülümsedi. "Hayır. Bu, kalbinin dolup taşma ağlaması."

Arda başını annesinin omzuna yasladı. "O zaman sorun yok." Ceyda pencereden dışarı baktı. Bahçe, sarı küçük ışıklar altında parlıyordu. Evde yoğurtlu kek kokusu vardı çünkü Münevver Hanım öğleden sonrayı torunuyla kek yaparak geçirmişti. Artık yukarıda gizli sırlar yoktu. Fısıltılı telefon görüşmeleri yoktu. Onun yokluğunu bekleyen tuzaklar yoktu. Huzur vardı. Ve Ceyda öğrendi ki huzur, sessizlik demek değildi. Huzur; korkmadan uyumaktı. Huzur; oğlunun titrmeden gülümsediğini izlemekti. Huzur; kendi mutfağına girip evin her köşesinin yeniden kendisine ait olduğunu bilmekti.

Ertesi sabah masanın üzerinde Arda’nın eğri büğrü yazısıyla bir not buldu: "Anne, sen benim kahramanımsın. Bir daha bana söylemeden gitme. Seni seviyorum." Ceyda hafifçe güldü, kağıdı öptü ve bir çekmeceye koydu. Mahkeme belgelerinin yanına değil. Noter kopyalarının yanına da değil. Değerli şeylerin yanına koydu: resimler, fotoğraflar ve paranın asla satın alamayacağı küçük anılar... Çünkü Murat onun servetini almaya çalışmıştı. Evini almaya çalışmıştı. Güvenini zayıflığa dönüştürmeye çalışmıştı. Ama en önemli şeye asla dokunamamıştı: cesaretine, oğluna, onuruna ve bir evliliğin ihanetle ölebileceğini ama elinde gerçekle ayağa kalkan bir kadının, hayatının en kötü gecesini özgürlüğünün ilk bölümüne dönüştürebileceğini öğrenerek kurduğu o yeni hayatına...


Önceki Sonraki



  1. 1
  2. 2
  3. 3