Hastanede gece nöbetindeyken acil servise iki vaka hızla getirildi; büyük bir şokla fark ettim ki gelenler kocam ve görümcemdi. Yüzümde sessiz, buz gibi bir gülümseme belirdi… ve kimsenin beklemediği bir şey yaptım.
Tam gece 02:13’te ambulansın kapıları hızla açıldı. İlk fark ettiğim şey, kocamın kanının başka bir kadının kabanına bulaşmış olmasıydı. İkinci fark ettiğim ise o kadının yüzüydü; görümcem Banu.
Birkaç saniyeliğine çevremdeki her şey donmuş gibi geldi.
Sonra içgüdülerim devreye girdi. "İkinci travma odasına!" diye emrettim, sesim keskin ve kararlıydı. "Yaşam bulguları. Oksijen. Dr. Selim’i arayın." Mert sedyede yarı baygın yatıyordu; kolundaki pahalı saati çatlamış, gömleği omzundaki derin bir yaradan akan kanla sırılsıklam olmuştu. Banu, bir sağlık görevlisine tutunmuş, rimelleri yanaklarına akmış bir halde abartılı bir şekilde ağlıyordu.
"Lütfen," diye hıçkırdı. "O benim ağabeyim. Onu kurtarın." Ağabeyi.
İnsanlar içindeyken ona böyle hitap ederdi. Altı ay önce gerçeği çoktan ortaya çıkarmıştım; otel fişleri, gece yarısı çıkan "ailevi acil durumlar", gizli mesajlar. Mert, sanki ben fark etmeyecek kadar körmüşüm gibi masada elimi sıkarken, Banu’nun bana attığı o küçümser bakışları görmüştüm. Onunla yüzleştiğimde gülmüştü. "Abartma Elif," demişti. "Ben olmasam hiçbir şeyin olmazdı." Yine o yalan. Asla bilmediği şey, evin bana ait olduğuydu. Yatırımlar benimdi. Hatta yan kliniği için yaptırdığı mesleki sorumluluk sigortası bile —ki bunu ayarlamam için bana yalvarmıştı— benim kontrolüm altındaydı. Ve o gizlice para aktarmaya başladığında, ben çoktan ondan hızlı davranmıştım.
Şimdi hastane ışıkları altında solgun, titreyen ve savunmasız bir halde yatıyordu. Banu’nun gözleri sonunda benimkilerle buluştu. "Elif…" diye fısıldadı. Mert başını çevirdi, yüzünü bir korku kapladı. Öne doğru bir adım attım, eldivenlerimi taktım. "İyi akşamlar," dedim sakince. "Zor bir gece mi?" Banu bileğimi yakaladı. "Onun tedavisine katılamazsın." Yavaşça bırakana kadar eline baktım. "Ben onun doktoru değilim," dedim dümdüz bir sesle. "Ben sorumlu hemşireyim. Her şeyin usulüne uygun şekilde kaydedildiğinden emin olurum." Yüzünün rengi attı. Mert konuşmaya çalıştı. "Elif… dinle…" Üzerine eğilip nabzını kontrol ettim. "Hayır," dedim kısık bir sesle. "Bu gece, sen dinleyeceksin."
Dr. Selim içeri girdi ve odada hummalı bir çalışma başladı.
devamı sonraki sayfada...

