Melis taburcu edilip eve getirildiğinde asıl yıkım o zaman başladı. Melis'in kendi öz annesi, "Canım kızım" diyerek feryat eden o kadın, sadece on gün dayanabildi. Kızının altını temizlemenin, onu yıkayıp yedirmenin ağırlığı karşısında pes etti. "Benim tansiyonum var, bu kokuya, bu eziyete kalbim dayanmıyor. Durumunuz iyi, acil bir bakıcı tutun" diyerek kendi canından, kanından olan kızını o yatakta bırakıp memleketine döndü. Emre darmadağındı, hastane masrafları yüzünden deli gibi çalışmak zorundaydı ve yatılı bir bakıcı bulana kadar evde sadece Melis ve ben vardık. Soğuk bir kasım sabahıydı. Emre erkenden işe gitmişti. Melis'in odasından boğuk bir inleme sesi duydum. İçeri girdiğimde havanın ne kadar ağırlaştığını fark ettim; Melis altını kirletmişti. Odaya girdiğimi görünce gözlerindeki o korkuyu, o devasa utancı anlatamam. Kendi öz annesinin bile iğrenip kaçtığı o kokuyla, aylar önce "Kokuyorsun" diyerek yemek masasından kovduğu kaynanasıyla baş başa kalmıştı. Benden bir intikam, bir iğrenme veya surat asma bekliyordu. Gözlerini sıkıca yumdu. Hiçbir şey söylemedim. Banyoya gittim, bir leğenin içine ılık su doldurdum, en yumuşak havluları ve temiz çamaşırları aldım. Yüzümde zerre kadar bir tiksinti yoktu. Yanına yaklaştım, üzerini usulca açtım. O an Melis'in bedeni utançtan titriyordu. "Korkma kızım, ben buradayım," dedim sessizce. Onu kendi evladım gibi, bir bebeği temizler gibi incitmeden, tertemiz sildim. Altını değiştirdim, temiz kıyafetlerini giydirdim, vücuduna o çok sevdiği kokulu kremlerden sürdüm. İşim bittiğinde yatağın kenarına oturdum. Melis gözlerini açmıştı ve o kibirli gözlerden şimdi çaresizlik yaşları sel gibi akıyordu. Eğildim, yüzümü yüzüne yaklaştırdım ve kulağına o tek cümleyi fısıldadım: "Benim üzerimdeki o soğan ve yaşlılık kokusu bir sabunla geçip gitti kızım... Ama kalpteki merhametin kokusu hiçbir yere gitmez, korkma, ben senin elini asla bırakmayacağım." O an Melis'in boğazından yürek yakan bir hıçkırık koptu. Konuşamıyordu ama gözlerinden sicim gibi akan yaşlar, boynuma sürtmeye çalıştığı çaresiz yüzü ve bana minnetle, devasa bir pişmanlıkla bakan o gözleri her şeyi anlatıyordu. Kendi öz annesinin iğrendiği o bedene, evden kovduğu kaynanası şefkatle sarılmıştı. Aylar ayları kovaladı. O yatakta geçen her gün, ikimizin de kalbindeki tüm yaraları temizledi. Melis'e bir bebek gibi baktım, dualarımla, şefkatimle onu besledim. Benim sevgiyle uzattığım o el, onun karanlık dünyasına sızan tek umut ışığı oldu. Zamanla o kaskatı kesilen parmakları hafifçe kıpırdamaya, yüzündeki o umutsuzluk silinip yerine huzur gelmeye başladı. O gece o sofrada kırılan gururum, bir insanın hayatını kendi ellerimle yeniden onarmanın verdiği o büyük huzurla iyileşti. Çünkü hayatta en kalıcı kokunun pahalı parfümler değil, insanın kalbinde taşıdığı vicdan ve merhamet olduğunu ikimiz de çok acı ama çok güzel bir yolla öğrenmiştik.
Önceki

Önceki