Haber Zamanı

Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
  1. Haber Zamanı
  2. Eşim doğum yaptıktan sonra
Önceki
Sonraki


  • İşte Zehra'nın Kazandığı Okul!


"Belki eşin gitmiş olsaydı, seni gerçek ailenden koparamazdı." Annem bunu, yedi günlük oğlum kollarımda ateşler içinde yanarken, tam bir doktorun önünde söyledi.

Benim adım Mert Türkoğlu. İstanbul’da yaşıyorum ve bir depo yöneticisi olarak çalışıyorum. Eşim Selin her zaman nazik biri olmuştur; haksız olmadığında bile özür dileyen, canı yandığında bile nadiren sesini yükselten biri.

Bir hafta önce oğlumuz Ömer’i dünyaya getirdi. Hastanadaki halini hâlâ hatırlıyorum; bitkin, solgun, hareket edecek hali yoktu ama sanki tüm dünya ona verilmiş gibi gülümsüyordu. "Kimsenin ona zarar vermeyeceğine dair söz ver," diye fısıldadı.

Söz verdim. Ne kadar yanılacağıma dair en ufak bir fikrim yoktu.

Birkaç gün sonra iş için şehir dışına gönderildim. Gitmek istemiyordum. Selin halsizdi, acı çekiyordu ve bebeğin sürekli bakıma ihtiyacı vardı. Ancak annem ve kız kardeşim yardım edecekleri konusunda ısrar ettiler. "Merak etmeden git," dedi annem. "Biz her şeyle ilgileniriz." Böylece onlara güvenerek yola çıktım.

Dört gün boyunca sürekli aradım. Telefonları hep annem açtı. Selin görüntülü aramalarda sadece kısa bir süre göründü ve her seferinde daha da bitkin duruyordu. "Yeni doğum yaptı," diyordu annem. "Endişelenmeyi bırak." Ona inanmak istedim. Ama bir şeyler doğru gelmiyordu.

Dördüncü gün, kimseye haber vermeden erkenden döndüm. Dairenin kapısı hafifçe aralıktı. İçerisi buz gibiydi. Annem ve kız kardeşim, etraflarında yemek artıkları ve çöplerle, battaniyelerin altında uyuyorlardı. Bakıma dair hiçbir iz yoktu; ne sıcak bir yemek, ne temiz kıyafetler, ne de yeni doğan bir bebek için hazırlanmış herhangi bir şey.

Sonra o sesi duydum. Zayıf bir ağlama. Yatak odasına koştum. Selin baygın halde yatıyordu. Ömer yanındaydı; ateşi vardı, bitkindi ve artık ağlayacak hali bile kalmamıştı. O an büyük bir panik yaşadım. İkisini de hemen hastaneye yetiştirdim.

Orada her şey açıklığa kavuştu. Doktor, eşimin aşırı derecede susuz kaldığını, enfeksiyon kaptığını ve kötü muamele belirtileri taşıdığını söyledi. Oğlumun durumu da ciddiydi. "Bu kendiliğinden olmamış," dedi doktor. "Polis çağırın."

Hastanede annem, sanki onlara çok iyi bakmış gibi davranarak kurban rolü oynamaya çalıştı. Ama gerçek yavaş yavaş su yüzüne çıktı. Selin her şeyi anlattı: Ona düzgün yemek verilmemiş, benimle iletişim kurması engellenmiş ve tıbbi yardım almasına izin verilmemişti. Bebeği nasıl beslemesi gerektiğini bile onlar kontrol etmiş ve çektiği acıları "abartı" diyerek geçiştirmişlerdi. Evden çıkmaya çalıştığında ise onu zorla durdurmuşlardı.

Bu sadece bir ihmal değildi. Bu kasıtlıydı. Sebebi mi? Para.

Annem, onun adına bir eve yatırım yapmamı istiyordu. Selin bunu reddetmişti ve bu da onu hedef haline getirmişti. Eski bir telefondaki kayıtlar her şeyi doğruladı. Sesleri, soğuk ve hesaplanmış bir zalimliği ortaya koyuyordu.

İşte o an anladım: Onlar artık benim ailem değildi. Onlar benim ailemi neredeyse yok eden birer yabancıydı.

Eşimi ve oğlumu seçtim. Polis, annemi ve kız kardeşimi götürdü.

Sonrasındaki süreç hızlı ya da kolay olmadı ama adalet yerini buldu. Selin yavaş yavaş iyileşti. Ömer hayata tutundu. Küçük bir dairede yeniden başladık; sade, kusurlu ama güvenli bir hayat.

Zamanla gerçekten neyin önemli olduğunu öğrendim. Evlat olmak; eş veya baba olmaktan önce gelmez. Sevgi kan bağıyla değil, eylemlerle kanıtlanır. Ve aileni korumak sözlerle değil, en çok ihtiyaç duyulan anda yaptığın seçimlerle ilgilidir.

Bir kez yanlış seçim yapmıştım. Ama ondan sonraki her gün, yeniden doğru olanı seçtim: Eşimi. Oğlumu. Ve sevgi için asla yalvarmak gerekmeyen bir hayatı.


Önceki Sonraki



  1. 1
  2. 2
  3. 3