İhanetin Bedeli
Düğünümden önceki gece, yan odadaki kadınların gerçekte dostum olmadığını anladım.
Olay, törenden önce nedimelerimle birlikte oda tuttuğumuz Bolu, Abant’taki o tarihi göl otelinde, gece yarısından hemen sonra yaşandı. Gözüme uyku girmiyordu. Gelinliğim gardırop kapağında beyaz bir kılıf içinde asılı duruyor, yemin kartlarım komodinin üzerinde düzgünce duruyordu. Birkaç dakikada bir telefonumu elime alıp nişanlım Emir’den gelen son mesajı tekrar okuyordum: Yarın nikahta görüşürüz güzelim.
Lambayı tam kapatmıştım ki duvarın ötesinden gelen kahkahaları duydum.
Önce duymazdan geldim. Sonra baş nedimem Pelin’in sesini cam gibi net bir şekilde işittim.
“Elbisesine şarap dökün, yüzükleri kaybedin, ne gerekiyorsa yapın,” diyordu. “O kız bu adamı hak etmiyor.”
İkinci bir ses —üniversiteden arkadaşım olan nedimem Ceyda— alayla burnundan güldü. “Sen kötüsün.”
Pelin kahkaha attı. “Onu elde etmek için aylardır uğraşıyorum.”
Tüm vücudum buz kesti.
Hayatta bazen beyninizin, kulaklarınızın duyduğunu işlemeyi reddettiği anlar vardır. Yanlış anladığımdan emin bir halde yatağın kenarında donakalmış otururken, bir başka nedimenin sorusunu duydum: “Gerçekten sana bakacağını mı sanıyorsun?”
Pelin tereddüt etmeden cevap verdi. “Neredeyse bakıyordu zaten. Emir gibi adamlar, sadece ‘güvenli bir liman’ aradıkları zaman Zeynep gibi kızlarla evlenirler. Ben sadece onun bu hatasını düzeltmeye çalışıyorum.”
Elimle ağzımı kapattım.
Zeynep. Yani ben.
Benim düğünüm. Benim baş nedimem. En yakın dostlarım.
Oda etrafımda dönmeye başladı. Son altı aya dair her anı, çirkin birer siluete dönüşerek zihnimde canlandı. Pelin’in her detayı kontrol etmek için ısrar etmesi... Yüzükleri saklama görevine gönüllü olması... Emir’in “heyecan yerine huzuru tercih etmesinin” benim için ne büyük şans olduğu hakkındaki o küçük iğnelemeleri... Nişan töreninde Emir’in yanında çok fazla vakit geçirmesi, koluna dokunması, şakalarına abartılı gülüşleri... Kendime güvensizlik yapmamamı söylemiştim. Ona güvenmiştim çünkü baş nedimenize böyle yapardınız.
Duvarın arkasından Ceyda sordu: “Ya öğrenirse?”
“Öğrenemez,” dedi Pelin. “Her şey için çok geç olana kadar hiçbir şeyi fark etmez o.”
Şokun yerini sıcak ve kararlı bir duygu aldı.
Ne panik, ne de gözyaşı.
Sadece netlik.
devamı sonraki sayfada...

