Haber Zamanı

Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
  1. Haber Zamanı
  2. Dubai’den Döndüğümde Annemi Kendi Aldığım
Önceki
Sonraki


  • İşte Zehra'nın Kazandığı Okul!


“Mülkün kullanımına ilişkin durumun hukuki olarak değerlendirileceği, annenizin mali hesaplarına ait belgelerin korunmasının talep edildiği ve resmî işlemlerin başlatılacağı,” dedi Atıf.

“Bizi evden atamazsınız!”

“Bu gece böyle bir girişimimiz yok,” diye karşılık verdi avukatım. “Yasal haklarınız varsa onları da inceleyeceğiz. Ancak mülkün size ait olduğunu ileri sürüyorsanız bunu destekleyen belgeleri sunmalısınız.”

Erdem cevap vermedi.

Tam o sırada yemek odasından çıkan orta yaşlı bir kadın, Bilge'ye yaklaştı.

“Bir sorun mu var? Hüsniye Hanım bugün neden servis yapmıyor?”

Bütün gün bastırmaya çalıştığım öfke yeniden yükseldi.

“Çünkü Hüsniye Hanım buranın hizmetçisi değil,” dedim. “O benim annem. Bu ev de onun rahat yaşaması için alındı.”

Kadının elindeki kadeh hafifçe titredi. Arkamızdaki misafirlerden biri mahcup bir ifadeyle uzaklaştı.

Bilge yüzünü kapattı.

“Sare, yeter!”

“Hayır, Bilge. Yıllardır yeter diyen annemin sesini duymadınız. Artık onun da konuşma sırası gelecek.”

Atıf, görüşmenin daha fazla büyümemesi için ayrılmamızı önerdi. Uzmanlar içeriye girmedi; mülk incelemesi için randevu talebi bırakıldı. Herkes kendi aracına döndü. Gece yarısına doğru otele ulaştığımda annemi yatağında otururken buldum.

“Gittin mi?” diye sordu.

“Gittim.”

“Çocuklarım birbirine düşsün istemiyorum.”

Yanına oturdum.

“Anne, sen ne istiyorsun? Benim ne istediğimi değil. Bilge'nin ne istediğini de değil. Senin isteğini soruyorum.”

Annem uzun süre konuşmadı. Sonra gözlerini pencereye çevirdi.

“Ben kendi evimde kendi yatağımda uyumak istiyorum. Sabah çayımı kimseye hesap vermeden içmek istiyorum. Bir de kızımın beni sevmesi için ona hizmet etmek zorunda kalmak istemiyorum.”

Sözleri boğazıma düğümlendi.

“Bunların hepsi senin hakkın,” dedim.

Ertesi sabah annemin izniyle banka kayıtlarını incelemeye başladık. Önce annemin internet bankacılığına erişimini güvenli hâle getirdik. Bankanın dolandırıcılık birimiyle görüştük, eski kartlar için gerekli güvenlik başvurularını yaptık ve geçmiş işlemleri araştırmak üzere hesap dökümlerini talep ettik.

Annemin maaş hesabı ve benim gönderdiğim paralar ayrı ayrı inceleniyordu.

Üç gün sonra bankadan gelen kayıtlar karşısında olduğum yerde donakaldım.

Son iki yılda anneme gönderdiğim toplam 72.000 doların önemli bir bölümü, annemin günlük ihtiyaçlarıyla ilgisi bulunmayan harcamalarda kullanılmıştı.

Erdem'in lüks otomobiline ait taksitler, pahalı restoran hesapları, tatil rezervasyonları ve Bilge'nin alışverişleri aynı hesap hareketleri arasında görünüyordu.

Üstelik annemin hesabından Erdem'in kişisel hesabına düzenli para transferleri yapılmıştı.

Muhasebeci, belgelerin üzerine eğildi.

“Burada yaklaşık 38.000 dolarlık açıklanması gereken harcama var. Ama bunların hukuken izinsiz işlem sayılıp sayılmayacağını anlamak için annenizin hangi ödemelere gerçekten onay verdiğini belirlememiz gerekiyor.”

Annem dökümleri dikkatlice inceledi. Bazı alışverişleri hatırlıyordu. Ancak düzenli transferlerden haberi olmadığını söyledi.

“Erdem bana faturalar için gerektiğini söylerdi,” diye fısıldadı. “Kartımı da şifremi de biliyordu. Ben bunları aldığını bilmiyordum.”

Ona sarıldım.

“Bundan sonra her işlemi birlikte inceleyeceğiz. Hiçbir şeye seni dinlemeden karar vermeyeceğiz.”

Atıf, hesap hareketlerini bankaya ve gerektiğinde yetkili makamlara sunulabilecek şekilde düzenledi. Annemin açıkça onaylamadığını belirttiği işlemler için resmî itiraz süreci başlatıldı. Olası hukuki taleplerin değerlendirilmesi ise delillerin tamamlanmasına bırakıldı.

Bir hafta sonra Bilge beni aradı.

“Sare, annem nerede? Telefonlarımı açmıyor.”

“İyi. Doktor kontrollerine gidiyor, dinleniyor.”

“Onunla konuşmak istiyorum.”

“Bu kararı kendisine soracağım.”

Kız kardeşim bir süre sustu.

“Beni annemden uzaklaştırmaya mı çalışıyorsun?”

“Hayır. Annem ilk kez görüşmek istediği insanlara kendisi karar veriyor.”

Telefonu kapattıktan sonra annemin odasına gittim. Bilge'nin aradığını söyledim.

“Onu görmek ister misin?”

Annem düşünceli bir ifadeyle başını salladı.

“İsterim. Ama bu kez senin ve avukatın yanımda olmanızı istiyorum.”

Üç gün sonra Atıf'ın ofisinde buluştuk.

Bilge içeri girdiğinde annemin elini tutmaya çalıştı. Annem ellerini dizlerinin üzerinde tuttu.

“Önce beni dinle,” dedi.

Kız kardeşim şaşkınlıkla durdu.

“Ben sizin annenizim. Hayatım boyunca sizin için yemek yaptım, hastalandığınızda başınızda bekledim, okumak istediğinizde çalışıp paranızı biriktirdim. Bunları karşılık bekleyerek yapmadım. Ama yaşlandığımda da sizin hizmetçiniz olmayı kabul etmedim.”

Bilge ağlamaya başladı.

“Anne, seni hiç öyle görmedim.”

“Öyleyse neden kendi odamdan çıktım? Neden misafirlerinizin tabaklarını toplarken sen oturdun? Neden her gün dizlerim ağrıyana kadar çalıştım?”

Bilge cevap veremedi.

“Ben seni seviyordum anne,” dedi sonunda. “Erdem her şeyin böyle olması gerektiğini söylüyordu. Sen de itiraz etmiyordun.”

Annemin sesi ilk kez sertleşti.

“İtiraz edince nereye gideceğimi bilmediğim için susuyordum.”

O cümleden sonra odada uzun bir sessizlik oldu.

Atıf, annemin banka hesaplarından yapılan işlemleri Bilge'ye gösterdi. Kız kardeşimin yüzündeki ifade değişti.

“Bu transferlerin hepsini bilmiyordum,” dedi.

“Hangi işlemleri bildiğini tek tek açıklaman gerekecek,” diye karşılık verdi avukatım.

Bilge önündeki kâğıtlara baktı. Bazı harcamaları kendisinin yaptığını kabul etti. Erdem'in hesabına giden transferlerin ise aile giderleri için olduğunu düşündüğünü söyledi.

Kimsenin sözünü peşinen doğru kabul etmedik. Belgeler ve açıklamalar ayrı ayrı kayda geçirildi.

Takip eden haftalarda Erdem görüşmelere katılmayı reddetti. Fakat avukatlar arasındaki yazışmalar sürerken, Bilge annemin parasından kendi yaptığı harcamaların bir bölümünü geri ödemeyi kabul etti. Erdem'e yöneltilen mali talepler konusunda ise uzlaşma sağlanamadı.

Ev meselesi de zaman gerektiriyordu. Atıf, Teksas hukukuna uygun bildirim ve başvuru yollarını izledi. Erdem'in iki yıldır orada yaşamış olması göz ardı edilmedi. Mülk sahibi olmamasına rağmen, oturma durumuna ilişkin hak iddiaları usulüne göre değerlendirildi.

Bu süreçte annem otelde kalmak istemediğini söyledi. Onun için yakınlarda küçük, bahçeli bir ev kiraladık. Hangi mobilyaların alınacağını kendisi seçti. Salon penceresinin önüne iki saksı çiçek yerleştirdi.

Bir akşam balkonda otururken bana döndü.

“Sare, yıllardır ilk kez kapı çalınca korkmuyorum.”

O sözlerin benim için 600.000 dolarlık malikaneden daha değerli olduğunu anladım.

İkinci ayın sonunda Erdem, bir avukat aracılığıyla görüşmeye razı oldu. Annemin hesaplarından yapılan transferlerin önemli kısmını kendi talimatıyla gerçekleştirdiğini kabul etti. Ancak paranın aile giderlerine harcandığını savundu.

Muhasebecinin hazırladığı çizelgede bununla uyuşmayan işlemler bulunuyordu. Kişisel seyahatler, lüks ürünler ve araç ödemeleri için ayrıntılı açıklama istendi.

Erdem sonunda belirli bir tutarı geri ödemeye yönelik yazılı bir uzlaşma önerisi sundu. Atıf, teklifin annemin haklarını nasıl etkileyeceğini açıklamadan hiçbir belgeyi imzalamamızı istemedi.

Kararı anneme bıraktık.

“Paramın hesabı sorulsun,” dedi. “Ama bunu sırf ailem yeniden bir araya gelsin diye kapatmayacağım.”

İlk kez onun kararının arkasında durmakla yetindim.

Yaklaşık dört ay sonra, mülkün kullanımına ilişkin uyuşmazlık yasal süreç içinde çözüldü. Bilge ve Erdem için taşınma tarihi belirlendi; daha sonra eşyalarını alarak evden ayrıldılar. Ev teslim edildikten sonra güvenlik için kilitleri değiştirdik.

Aynı dönemde mali uyuşmazlığın bir bölümü yazılı anlaşmayla sonuçlandı. Geri kalan tartışmalı işlemler hakkındaki başvurular ilgili mercilerde ilerledi. Bu işlemlerin sonucu beklenirken annem günlük hayatını yeniden kurmaya odaklandı.

Bilge, Erdem'den ayrı yaşamaya başladı. Anneme ara sıra mektup yazıyordu. Özür diliyor, yaptıklarının sorumluluğunu kabul etmek istediğini söylüyordu.

Annem bazı mektupları okudu, bazılarını açmadan bıraktı. Kimse onu acele etmesi için zorlamadı.

Altıncı ayın bir sabahı, eski malikanenin önünde yeniden durduk. Bahçedeki çiçekler açmış, verandanın taşları güneşte parlıyordu.

Annem arabadan indiğinde uzun süre eve baktı.

“İstersen burada tekrar yaşayabilirsin,” dedim. “Ya da kiraladığımız evde kalabiliriz. Karar senin.”

Yüzüme döndü.

“Bu ev çok güzel Sare. Ama ben artık ne istediğimi biliyorum. Küçük evimizde mutluyum. Orada kendi çiçeklerim, kendi mutfağım, kendi düzenim var.”

“Peki burayı ne yapalım?”

“Satabilir ya da kiraya verebilirsin. Senin paranla alındı. Benim ihtiyacım büyük bir ev değil, huzur.”

Elini tuttum.

“Senin için ne gerekiyorsa onu yapacağım.”

Annem gülümsedi.

“O zaman bu akşam yemeği birlikte yapalım. Ama bulaşıkları sen yıkayacaksın.”

İkimiz de güldük.

O gün malikanenin satış ihtimalini değerlendirmeye karar verdim. Gelirinin bir kısmını annemin gelecekteki bakım ve sağlık ihtiyaçları için ayıracaktım. Fakat bundan daha önemlisi, parasını ve günlük yaşamını bundan sonra annemin kendisinin yönetmesiydi.

Dubai'de geçirdiğim altı yıl boyunca çalışmanın, para kazanmanın ve sevdiklerime güzel bir hayat sunmanın yeterli olduğunu düşünmüştüm. Oysa annemin gerçekten iyi olup olmadığını anlamak için bazen gönderdiğim paraya değil, söylemekten korktuğu şeylere kulak vermem gerekiyormuş.

O akşam annem mutfakta sebzeleri doğrarken yanına gittim. Ellerindeki tahrişler iyileşmişti. Yüzüne uzun zamandır görmediğim bir huzur yerleşmişti.

“Anne, mutlu musun?” diye sordum.

Bıçağı bıraktı, ellerini kuruladı ve bana sarıldı.

“Artık mutluyum kızım. Çünkü hayatım hakkında yeniden söz sahibi olduğumu hissediyorum.”

İşte o an anladım: Anneme aldığım en değerli şey 600.000 dolarlık ev değildi. Onun korkmadan konuşabildiği, hayır diyebildiği ve kendi kararlarını verebildiği bir hayatı yeniden kurmasına yardımcı olmaktı. Bir insanı gerçekten korumak, onun adına her şeye karar vermek değil, kendi sesini yeniden duyurabileceği güvenli alanı sağlamaktı.


Önceki Sonraki



  1. 1
  2. 2
  3. 3