Son günlerde kamuoyunda “deprem kahini” olarak tanınan bir ismin yaptığı açıklamalar Türkiye genelinde geniş yankı uyandırdı. Sosyal medya ve bazı dijital yayın organlarında hızla yayılan söz konusu açıklamada, belirli şehirler için “büyük deprem bekliyorum” ifadelerinin kullanılması dikkat çekti. Açıklamaların ardından özellikle deprem riski yüksek bölgelerde yaşayan vatandaşlar gelişmeleri yakından takip etmeye başladı. Deprem kahini olarak anılan kişi, yaptığı değerlendirmede Türkiye’nin farklı fay hatları üzerinde ciddi bir gerilim biriktiğini savundu. Özellikle Marmara, Ege ve Doğu Anadolu hattına dikkat çeken açıklamada, bu bölgelerde yer alan bazı büyük şehirlerin önümüzdeki süreçte sarsıntılarla karşı karşıya kalabileceği ifade edildi. Kullanılan dilin net ve kesin olması, açıklamaların kısa sürede geniş kitlelere ulaşmasına neden oldu. Sosyal medyada binlerce paylaşım yapılırken, vatandaşlar “hangi şehirler risk altında” sorusuna yanıt aramaya başladı. Açıklamaların yayılmasının ardından gözler bir kez daha Türkiye’nin deprem gerçeğine çevrildi. Uzmanların yıllardır dile getirdiği bilimsel verilerle, kamuoyunda “kahin” olarak anılan kişilerin açıklamaları arasındaki fark yeniden tartışma konusu oldu. Jeoloji ve deprem bilimi alanında çalışan akademisyenler, Türkiye’nin aktif fay hatları üzerinde yer aldığı gerçeğinin zaten bilindiğini, ancak zaman ve büyüklük tahminlerinin bilimsel yöntemler dışında net olarak söylenemeyeceğini hatırlatıyor. Buna rağmen, kamuoyunda yapılan bu tür açıklamaların özellikle deprem korkusu yaşayan vatandaşlar üzerinde ciddi bir psikolojik baskı oluşturduğu ifade ediliyor. Deprem kahininin açıklamalarında özellikle İstanbul, İzmir, Manisa, Kahramanmaraş ve çevresindeki illerin isimlerinin öne çıkması dikkat çekti. Bu şehirlerin geçmişte yaşanan büyük depremler ve mevcut fay hatları nedeniyle zaten riskli bölgeler arasında yer aldığı biliniyor. Ancak yapılan açıklamalarda belirli bir zaman aralığına işaret edilmesi, endişeyi daha da artırdı. Bazı vatandaşlar evlerinin güvenliğini sorgulamaya başlarken, bazıları ise olası bir deprem için hazırlık yapma çağrısında bulundu. Yetkililer ise bu tür açıklamaların ardından vatandaşlara soğukkanlı olmaları yönünde çağrıda bulunuyor. Afet ve acil durum planlarının bireysel ve toplumsal düzeyde her zaman hazır olması gerektiği vurgulanırken, panik oluşturacak söylemlerden kaçınılmasının önemi hatırlatılıyor. Resmi kurumlar tarafından yapılan açıklamalarda, deprem riskinin bilimsel çalışmalarla değerlendirildiği ve kamuoyunun yalnızca yetkili mercilerden gelen bilgilere itibar etmesi gerektiği belirtiliyor. Deprem gerçeğiyle yaşayan bir ülke olan Türkiye’de bu tür açıklamaların neden bu kadar hızlı karşılık bulduğu da ayrı bir tartışma konusu. Uzmanlara göre geçmişte yaşanan büyük acılar, toplumda sürekli bir tetikte olma hali oluşturmuş durumda. Bu nedenle kesin ifadelerle yapılan her açıklama, kısa sürede geniş kitlelerde yankı uyandırıyor. Özellikle sosyal medyanın etkisiyle kontrolsüz şekilde yayılan içerikler, bilgi kirliliğini de beraberinde getiriyor. Sonuç olarak, “deprem kahini” olarak anılan ismin Türkiye için yaptığı uyarılar gündemi sarsmış olsa da, uzmanlar deprem konusunun bilimsel veriler ışığında değerlendirilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Türkiye’nin deprem riski taşıyan bir ülke olduğu gerçeği değişmezken, asıl önemli olanın bireysel hazırlık, sağlam yapılaşma ve resmi kurumların yönlendirmeleri olduğu vurgulanıyor. Kamuoyunda yankı uyandıran bu açıklamalar, bir kez daha deprem gerçeğini ve bilinçli olmanın önemini gündemin ilk sırasına taşımış durumda.
Önceki

Önceki