“Ne demek sandığım kişi değildi? Başına bir şey mi geldi? Birine borcu mu vardı?” “Detayları telefonda konuşamayız. Bu öğleden sonra gelebilir misin?” “Evet, gelirim.” “Büyükbaban sandığın kişi değildi.” Bankaya vardığımda Ayşe Hanım beni bekliyordu. Beni küçük, steril bir ofise götürdü. “Geldiğin için teşekkür ederim Ela,” dedi ellerini masanın üzerinde birleştirerek. “Bunun senin için zor bir zaman olduğunu biliyorum.” “Bana sadece ne kadar borcu olduğunu söyleyin,” dedim hemen. “Bir ödeme planı bulurum, söz veriyorum.” Bankaya vardığımda Ayşe Hanım beni bekliyordu. Ayşe Hanım gözlerini kırptı. “Borcunuz yok canım. Tam tersine. Dedeniz çalıştığım en disiplinli birikim yapan insanlardan biriydi.” “Anlamıyorum. Hiç paramız yoktu. Isınma faturasını bile zor ödüyorduk.” Öne doğru eğildi ve söylediği şey bütün hayatım boyunca dedemin bana yalan söylediğini anlamama neden oldu. Dedem hayatım boyunca bana yalan söylemişti. “Ela, deden 18 yıl önce burada senin adına özel, kısıtlı bir eğitim fonu oluşturdu. Her ay o hesaba para yatırdı.” Gerçek bir tren gibi çarptı bana. Dedem fakir değildi. Bilerek ve planlı şekilde tutumlu davranıyordu. Her “Paramız yetmez kızım” dediğinde aslında şunu söylüyordu: “Şu an bunu alamam çünkü senin için bir hayal kuruyorum.” Sonra Ayşe Hanım bana bir zarf uzattı. Ayşe Hanım bana bir zarf uzattı. “Buraya geldiğinde sana vermemi özellikle istedi. Birkaç ay önce yazılmış.” Zarfı aldım. İçindeki tek sayfalık mektubu açarken ellerim titriyordu. Sevgili Ela, Eğer bunu okuyorsan demek ki seni üniversite kampüsüne kendim götüremeyeceğim. Bu yaşlı kalbimi çok üzüyor. Çok üzgünüm kızım. “Bunu sana vermemi özellikle istedi.” Biliyorum sana çok kez “hayır” dedim. Bundan nefret ediyordum ama o kadar çok kurtarmak istediğin çocuklar için kurduğun hayali gerçekleştirmeni sağlamam gerekiyordu. Bu ev senin. Faturalar bir süreliğine ödendi. Eğitim fonu da okul ücretini, kitaplarını ve hatta sana güzel, yeni bir telefon almanı bile karşılayacak kadar var. Seninle çok gurur duyuyorum kızım. Hâlâ seninleyim, biliyorsun. Her zaman. Sevgiyle, Deden. Hayalini yaşayabilmen için bunu yapmak zorundaydım. Orada, bankanın ofisinde ağlamaya başladım. Başımı kaldırdığımda gözlerim şişmişti ama dedem öldüğünden beri ilk kez boğuluyormuş gibi hissetmiyordum. “Fonun içinde ne kadar var?” diye sordum Ayşe Hanım’a. Bilgisayarında birkaç tuşa bastı. Orada ağlamaya başladım. “Ela, deden senin tamamen güvende olmanı sağladı. Dört yıl boyunca herhangi bir devlet üniversitesinde tam öğrenim ücreti, barınma, yemek ve oldukça iyi bir harçlık.” Sonraki hafta boyunca okulları araştırdım ve eyaletteki en iyi sosyal hizmet programına başvurdum. İki gün sonra kabul edildim. Aynı akşam verandaya çıktım, yıldızlara baktım ve dedemin notunu okuduğum anda verdiğim sözü fısıldadım. Verdiğim sözü fısıldadım. “Gidiyorum dede.” Yüzümden akan gözyaşlarını silmeye bile çalışmadım. “Beni kurtardığın gibi ben de hepsini kurtaracağım. Sen son ana kadar benim kahramanımsın. Beni oraya sen ulaştırdın. Gerçekten.” Yoksulluk yalanı, hayatımda gördüğüm en büyük sevgi göstergesiydi. Ve ben o fedakârlığa layık bir hayat yaşayacaktım. “Son ana kadar benim kahramanımsın.” Bu hikâye sana kendi hayatından bir şeyi hatırlattı mı? İstersen Facebook yorumlarında paylaşabilirsin.
Önceki

Önceki