Eğer gerçekten beni ölümüme görmek istiyorsan, beni oğlumun yanına göm… ama önce şu tabutu açın! Hacer Hanım’ın çığlığı, cenaze evinin sessizliğini ikiye böldü. 68 yaşındaydı; aceleyle toparlanmış gri saçları, uzun yolun tozunu taşıyan ayakkabıları ve tek bir düşünceyle ülkenin bir ucundan diğerine gelmiş bir annenin kızarmış gözleri vardı: tek oğlu Kerem’e veda etmek. Kimse kıpırdamadı. Karşısında, kapalı tabut beyaz çiçekler, pahalı çelenkler ve yas varmış gibi görünen ama aslında yapay duran bir müzik eşliğinde duruyordu. Yan tarafta, siyahlar içinde kusursuz görünen Elif vardı; dudakları sıkı, bakışları sertti. Kerem’in eşiydi. —Lütfen burada olay çıkarmayın teyze —dedi Elif alçak sesle—. Kerem artık huzur içinde. Hacer Hanım ona sanki ağır bir hakaret duymuş gibi baktı. —Huzur mu? Bana oğlumun yasını nasıl tutacağımı söyleyen sen de kimsin? Salonda rahatsız bir uğultu yayıldı. Az sayıda kişi vardı: cenaze hizmetlerinden çalışanlar, üniversiteden iki eski arkadaşı ve sürekli saatine bakan bir avukat. Hiçbiri, merhumun annesinin neden davetsiz ve geç geldiğini anlayamıyordu. Ama Hacer Hanım anlıyordu. Çünkü ona kimse haber vermemişti.
Haber, eski mahallesinden bir komşunun attığı kısa mesajla gelmişti: “Hacer teyze, Kerem’in cenazesini bugün kaldırıyorlarmış… haberin var mıydı?” O an mutfakta ekmek kızartıyordu. Önce yanlış sandı. Kerem’i defalarca aradı. Çalmadı. Elif’i aradı. Cevap yok. Eski tanıdıkları aradı. Ta ki biri boğuk bir sesle cevap verene kadar: —Teyze… Kerem uykusunda ölmüş diyorlar. Elif her şeyi hızla halletmiş. Yarın sabah defin varmış. Ekmek elinden düştü. Kerem ölmüş olamazdı. Böyle değil. Ona veda etmeden asla.
Otobüs yolculuğu boyunca Hacer Hanım, göğsüne eski bir fotoğraf bastırdı: Kerem 6 yaşındaydı, okul forması bol geliyordu ama yüzünde gururlu bir gülümseme vardı. Matematik yarışmasını kazandığı gündü. Hayatını düşündü. Onu büyütmek için verdiği mücadeleyi. Gençliğinde sevdiği adamı hatırladı: Mehmet. Güzel sözlerle yaklaşan, büyük vaatler veren bir adam. Ama Hacer hamile olduğunu söylediğinde Mehmet’in yüzü değişmişti. —Bu benim planımda yok —demişti bir kafede—. Ya halledersin ya ben giderim. Masaya para bırakıp çıkmıştı; sanki bebek bir borçmuş gibi. Hacer o parayı almamıştı. Ağlamıştı, titremişti ama oğlunu seçmişti. O günden beri Kerem onun her şeyiydi. Bu yüzden Elif’in tabutun önünde durması içinde eski bir öfkeyi uyandırdı. —Açın —dedi Hacer. —Hayır —dedi Elif daha sert—. O bu halde görülmek istemezdi.
devamı sonraki sayfada...

