Haber Zamanı

Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
  1. Haber Zamanı
  2. Beş Yaşındaki Oğlum Bebek İçin “Bu Benim Kardeşim Değil
Önceki
Sonraki


  • İşte Zehra'nın Kazandığı Okul!


Efe daha da geriye çekildi.

“Ne görmüş?”

“Biz odada değilken bir hemşirenin bebeğimizi başka bir kadına verdiğini söylüyor.”

Barış’ın yüzünün rengi soldu.

O anda cevabımı aldığımı sandım.

“Sen biliyorsun,” dedim.

“Saçmalama.”

“Efe seni o kadının yanında görmüş.”

Barış bu kez oğlumuza dönüp sertçe baktı.

“Efe, odana git.”

Efe korkuyla bana baktı.

“Hiçbir yere gitmeyecek.”

Barış derin bir nefes aldı.

“Beş yaşındaki bir çocuğun anlattıklarına dayanarak beni neyle suçladığının farkında mısın?”

“Bebeğin ayağında doğum lekesi vardı.”

Bu cümle onu susturdu.

“Ben hastanede gördüm. Efe de gördü. Eve getirdiğimiz bebeğin ayağında yok.”

Barış dudaklarını birbirine bastırdı.

Sonra arkasını dönüp salona doğru yürüdü.

“Konuşacağız,” dedi.

Peşinden gittim.

“Şimdi konuşacağız.”

Bir süre pencerenin önünde durdu.

Sonra hiç beklemediğim bir şey söyledi.

“Ben bebeğin değiştirildiğini bilmiyordum.”

“Yalan söylüyorsun.”

“Bebeğin değiştirildiğini bilmiyordum,” diye tekrarladı. “Ama hastanede gördüğün kadını tanıyorum.”

Kalbim hızlandı.

“Kim?”

Barış yüzünü bana döndü.

“Adı Sevda.”

“Kim bu Sevda?”

Cevap vermekte zorlandı.

“Benim ablam.”

Bir an ne dediğini anlayamadım.

Barış’ın ailesini yıllardır tanıyordum.

Tek çocuk olduğunu biliyordum.

“Senin ablan yok.”

“Var.”

Sesi neredeyse fısıltıya dönüşmüştü.

“Annemle babam kimseye anlatmadı. Sevda on yedi yaşındayken evden kaçtı. Sonra yıllarca görüşmediler. Ben küçüktüm.”

Başımı iki yana salladım.

“Bunun bebeğimizle ne ilgisi var?”

Barış gözlerini kapattı.

“Sevda birkaç ay önce beni buldu.”

“Hamileyken mi?”

Başını salladı.

“Benden para istedi. Borçları vardı. Yardım ettim. Sonra hastaneye geldiğini gördüm.”

“Neden?”

“Bilmiyorum.”

“Efe seni onun yanında gördüğünü söyledi.”

“Çünkü koridorda karşılaştım. Gitmesini söyledim.”

“Peki hemşire?”

Barış sustu.

“Bilmiyorum.”

O gece polisi aradım.

Barış önce bunu yapmamamı istedi.

Hastanenin yönetimini arayabileceğimizi, belki bir yanlışlık olduğunu söyledi.

Ama artık hiçbir şeye güvenmiyordum.

Polis geldiğinde Efe’den yalnızca birkaç basit soru sordular.

Sonra hastaneyi aradılar.

Sabaha karşı üçte hastaneden iki yönetici ve bir polis memuru evimize geldi.

Bebeğimizden DNA örneği alındı.

Benden de örnek aldılar.

Beklemek hayatımın en uzun saatleri oldu.

Ertesi öğleden sonra telefon çaldı.

Sonuç kesindi.

Evimizdeki bebek biyolojik olarak benim kızım değildi.

O anda dünyam başıma yıkıldı.

Ama daha korkuncu şuydu:

Hastane kayıtlarına göre, doğum yaptığım gece yenidoğan servisinden bir bebek kaybolmuştu.

Benim bebeğim.

Olay örtbas edilmişti.

Çünkü sistemde bebeğin hâlâ hastaneden benimle birlikte çıkış yaptığı görünüyordu.

Birisi kayıtları değiştirmişti.

Polis hastanenin güvenlik kameralarını inceledi.

Bazı görüntüler silinmişti.

Ama bir koridor kamerasının kaydı unutulmuştu.

Görüntüde Sevda vardı.

Yanında da hastanede çalışan bir hemşire.

Hemşirenin adı Gülaydı.

Ve Gülay, Sevda’nın eski arkadaşıydı.

Polis ikisini de aynı gün gözaltına aldı.

Gerçek ise sorguda ortaya çıktı.

Sevda yıllar önce bir kız çocuğu dünyaya getirmişti.

Bebeği doğumdan kısa süre sonra ağır bir enfeksiyon nedeniyle hayatını kaybetmişti.

O günden sonra psikolojik sorunlar yaşamaya başlamıştı.

Yıllarca tedavi görmüş ama son aylarda ilaçlarını bırakmıştı.

Benim hamile olduğumu Barış’tan öğrendiğinde saplantılı hale gelmişti.

Ama planı yalnızca bir bebek kaçırmak değildi.

Sevda’nın başka bir bebeği vardı.

Eve getirdiğimiz bebek.

O bebeğin annesi doğum sırasında hayatını kaybetmişti.

Babası ise ortada yoktu.

Gülay, hastanedeki işlemlerde bebeğin geçici olarak sosyal hizmetlere teslim edilmesi gerektiğini biliyordu.

Sevda ise onu kullanarak benim kızımı hastaneden çıkarmayı planlamıştı.

İki bebeğin kimliklerini değiştirmişlerdi.

Ama neden?

Bu sorunun cevabı beni daha da sarstı.

Sevda bebeğimi kendisi büyütmek istemiyordu.

Onu para karşılığı başka bir çifte vermeye çalışmıştı.

Polis telefon kayıtlarından görüşmeleri buldu.

Çocuk sahibi olamayan zengin bir çiftle gizlice anlaşmışlardı.

Bebeğimi aynı gece şehir dışına çıkarmışlardı.

O an nefes alamadığımı hatırlıyorum.

“Şimdi nerede?” diye sordum.

Polis memuru önüme bir adres koydu.

“Bulduk.”

Bacaklarım titredi.

“Yaşıyor mu?”

Memurun yüzünde ilk kez hafif bir gülümseme belirdi.

“Evet.”

Bebeğimi bana getirdiklerinde hastanedeydik.

Onu gördüğüm anda tanıdım.

Mantıklı değildi belki.

Yeni doğmuş bir bebekti.

Ama tanıdım.

Battaniyesi açıldığında ayağındaki küçücük kırmızı lekeyi gördüm.

Dizlerimin üzerine çöktüm.

Ağlamaya başladım.

Efe yanımdaydı.

“Bu o,” dedi heyecanla. “Anne, bu benim kardeşim.”

Kızımı kucağıma aldığımda içimde günlerdir taşıdığım bütün korku sanki bir anda parçalandı.

Efe küçük parmağını kardeşinin avucuna uzattı.

Bebek parmağını tuttu.

Efe gülümsedi.

“Sana söz vermiştim,” dedi. “Seni koruyacaktım.”

O anda odadaki herkes sustu.

Barış kapının yanında duruyordu.

Ona baktığımda gözlerinde suçluluk vardı.

Bebeğin değiştirilmesine yardım etmemişti.

Polis bunu doğrulamıştı.

Fakat Sevda’nın hastaneye geldiğini benden saklamıştı.

Geçmişini saklamıştı.

Kardeşinin ruhsal durumunu bildiği halde onunla gizlice görüşmeye devam etmişti.

Belki olanları tahmin edemezdi.

Ama yalanları yüzünden ona duyduğum güven paramparça olmuştu.

Aylar boyunca evliliğimizi kurtarmaya çalıştık.

Kolay olmadı.

Barış terapiye başladı.

Ben de başladım.

Ama bazı kırıklar yapıştırıldığında bile eskisi gibi görünmüyor.

Yine de ayrılmadık.

Çünkü Barış ilk kez hayatında geçmişinden kaçmak yerine onunla yüzleşti.

Sevda ve Gülay yargılandı.

Bebeğimizi satın almaya çalışan çift de soruşturma geçirdi.

Eve getirdiğimiz diğer küçük kız ise koruma altına alındı.

Onu düşündükçe içim acıyordu.

O da hiçbir şeyin suçlusu değildi.

Birkaç ay sonra sosyal hizmetlerden şaşırtıcı bir telefon aldım.

Bebeği geçici koruyucu aile yanına yerleştirmişlerdi.

Ama ilerleyen aylarda uygun bir aile bulunamazsa evlat edinme sürecinin başlayacağını söylediler.

Barış’la birbirimize baktık.

Kararımızı o gece verdik.

Bir yıl sonra mahkeme salonundan iki kız çocuğuyla çıktık.

Biyolojik kızımızın adını İpek koymuştuk.

Diğer küçük kıza ise Defne.

Efe ikisinin de elini tutuyordu.

Mahkeme binasının merdivenlerinden inerken bana dönüp gülümsedi.

“Anne?”

“Efendim?”

“Şimdi ikisi de gerçekten kardeşim, değil mi?”

Eğilip onu öptüm.

“Evet.”

“İkisi de.”

Yıllar sonra o geceyi düşündüğümde hâlâ ürperiyorum.

Çünkü bir annenin fark edemediği gerçeği, beş yaşındaki bir çocuk fark etmişti.

Ama Efe bize yalnızca İpek’i geri getirmedi.

Defne’nin de bir aileye kavuşmasını sağladı.

Bazen çocukların söylediği tuhaf şeyleri hayal ürünü sanırız.

Kıskançlık deriz.

Korku deriz.

Dikkat çekmeye çalışıyor deriz.

Oysa bazen onlar, yetişkinlerin bakıp da göremediği ayrıntıları görür.

Bugün Efe on iki yaşında.

İpek ve Defne yedi yaşında.

İki kız yan yana durduğunda birbirlerine hiç benzemiyorlar.

Ama biri ağladığında diğeri hemen koşuyor.

Biri düştüğünde öteki elini uzatıyor.

Ve Efe hâlâ ikisine karşı fazlasıyla korumacı.

Geçenlerde aile albümüne bakarken hastanede çekilmiş eski fotoğrafı bulduk.

Efe, İpek’in minicik elini tutuyordu.

Fotoğrafın arkasına yıllar önce benim yazdığım tarih vardı.

Efe uzun süre fotoğrafa baktı.

Sonra gülümsedi.

“Ben sözümü tuttum,” dedi.

“Ne sözü?”

Fotoğrafı bana çevirdi.

“Doğduğu gün ona hep koruyacağımı söylemiştim.”

Gözlerim doldu.

Çünkü haklıydı.

Beş yaşındayken kimsenin inanmadığı bir şeyi söylemişti.

Korkmasına rağmen susmamıştı.

Ve o küçücük cesaret, iki bebeğin bütün hayatını değiştirmişti.

O gün çocuklarıma bakarken bir şeyi anladım:

Aileyi yalnızca aynı kanı taşımak oluşturmaz. Bazen aile, kaybolanı bulmak, yalnız kalanı sahiplenmek ve korksan bile sevdiğin insan için gerçeği söylemeye cesaret etmektir.


Önceki Sonraki



  1. 1
  2. 2
  3. 3