Hayatımın çoğu odamda geçti. Rıza o odayı bir dünyaya çevirdi. Erişebileceğim raflar yaptı. Garajda kaynakla tablet standı yaptı. 21. yaş günümde pencere önüne saksı yaptı. “Yemek programlarında bağırdığın fesleğeni yetiştir diye,” dedi. Ağladım. Sonra Rıza yorulmaya başladı. Merdivende yarıda oturup nefeslenirdi. Anahtarlarını unuturdu. Yemeği yakardı. Doktora gitti. “Dördüncü evre. Her yere yayılmış,” dedi. 53 yaşındaydı. Evde bakım başladı. Ölmeden önceki gece herkesin çıkmasını istedi. Odama geldi. Elimi tuttu. “Hayatımdaki en iyi şey sendin,” dedi. “Ben sensiz ne yapacağım?” dedim. “Yaşayacaksın,” dedi. “Duydun mu? Yaşayacaksın.” “Özür dilerim,” dedi. “Ne için?” “Sana söylemem gereken şeyler için.” Ertesi sabah öldü. Eve dönünce her şey yanlış hissettirdi. Botları kapıda. Kupası lavaboda. Fesleğen camda. Necla Hanım bir zarf getirdi. “Bunu sana vermemi istedi. Bir de özür dilediğini söylememi.” Zarfın üstünde adım vardı. Açtım. İlk satır: “Zeynep, hayatın boyunca sana yalan söyledim. Bunu mezara götüremem.” Kazanın gecesini yazmıştı. Ama bildiğim versiyonu değil. Annemle babam o gece taşınacaklarını söylemiş. “Yeni bir başlangıç.” Beni götürmeyeceklerini söylemişler. “Sen onunla daha iyi olursun,” demişler. Rıza çıldırmış. Babamın içtiğini bildiğini yazmış. Şişeyi gördüğünü. “Anahtarlarını alabilirdim,” yazmış. “Taksi çağırabilirdim. Gitmelerine izin vermeyebilirdim. Ama kızgındım. Haklı çıkmak istedim.” Yirmi dakika sonra polis aramış. “Araba direğe saplanmıştı. Onlar gitmişti. Sen hayattaydın.” Bir şey daha yazmıştı. “Başta sana baktığımda ceza gördüm. Öfkemin bedelini. İlk zamanlar sana karşı içinde bir kırgınlık vardı. Yaptığın hiçbir şey yüzünden değil. Sadece hayatta kaldığın için.” Ağladım. “Beni affedebilirsen, bunu kendin için yap. Hayatını benim hayaletimi taşıyarak geçirme.” Sigorta parasını devlet almasın diye kendi adına almış. Fazla mesailer yapmış. Evi satmış. Parayı benim için bir fona koymuş. “Hayatın o odanın büyüklüğünde kalmak zorunda değil,” yazmış. Son satırlar: “Seni hep sevdim. Başarısız olduğum zamanlarda bile.” Bir ay sonra rehabilitasyon merkezine gittim. Terapist askıya bağladı beni. “Zor olacak,” dedi. “Biliyorum,” dedim. “Biri benim burada olmam için çok uğraştı. Boşa harcamayacağım.” Geçen hafta, dört yaşımdan beri ilk kez birkaç saniyeliğine kendi ağırlığımla ayakta durdum. Güzeldi diyemem. Titredim. Ağladım. Ama dik duruyordum. Onu affettim mi? Bazı günler hayır. Bazı günler yıllardır parça parça affettiğümü düşünüyorum. Kazayı geri alamadı. Ama beni taşıyabildiği yere kadar taşıdı. Gerisi benim. Bu hikâyede sizi en çok hangi an durdurdu? Yorumlarda yazın.
Önceki

Önceki