Haber Zamanı

Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
  1. Haber Zamanı
  2. beni amcam büyüttü
Sonraki


  • İşte Zehra'nın Kazandığı Okul!


Annemle babam öldükten sonra beni amcam büyüttü. Cenazesinden sonra, kendi el yazısıyla yazılmış bir mektup aldım. İlk satırı şuydu: “Hayatın boyunca sana yalan söyledim.” 26 yaşındaydım. Dört yaşımdan beri yürüyemiyordum. Çoğu insan bunu duyunca hayatımın bir hastane yatağında başladığını sanır. Ama benim bir “öncesi” vardı. Kazayı hatırlamıyorum. Annem Leyla, mutfakta şarkıları fazla yüksek sesle söylerdi. Babam Murat, motor yağı ve naneli sakız kokardı. Işıklı spor ayakkabılarım vardı. Mor bir suluk. Ve yaşıma göre fazla fikrim. Kazayı hatırlamıyorum. Hayatım boyunca anlatılan hikâye şuydu: Bir kaza oldu. Annemle babam öldü. Ben hayatta kaldım. Ama omurgam kalmadı. Devlet “uygun yerleştirme seçenekleri”nden bahsetmeye başlamıştı. Sonra annemin abisi kapıdan içeri girdi. “Sana sevgi dolu bir yuva bulacağız,” dedi sosyal hizmet görevlisi. Amcamın adı Murat değil, Rıza olsun. (Türk isimli yapıyorum.) Rıza sanki betondan ve fırtınadan yapılmış gibiydi. Kocaman eller. Kalıcı bir kaş çatma. Sosyal hizmet görevlisi Ayşe, yatağımın yanında dosyasıyla duruyordu. “Sevgi dolu bir aile bulacağız,” dedi. “Engelli çocuklar konusunda deneyimli ailelerimiz var—” “Hayır,” dedi Rıza. Kadın gözlerini kırptı. “Beyefendi—” “Onu ben alıyorum. Yabancılara vermem. O benim.” Beni kahve kokan küçük evine götürdü. Çocuğu yoktu. Eşi yoktu. Hiçbir fikri yoktu. Ama öğrendi. Hemşireleri izledi. Yaptıkları her şeyi not aldı. Eski, yıpranmış bir deftere yazdı. Beni incitmeden nasıl çevireceğini. Derimi nasıl kontrol edeceğini. Hem ağır hem kırılganmışım gibi nasıl kaldıracağını. İlk gece alarmı iki saatte bir çaldı. Saçları havaya dikilmiş şekilde odama gelirdi. “Krep zamanı,” diye mırıldanır, beni nazikçe çevirirdi. Sigorta şirketiyle hoparlörde kavga ederdi, mutfakta volta atarak. “Duş sandalyesi olmadan ‘idare eder’ diyemezsiniz,” derdi. “Bunu ona kendiniz söylemek ister misiniz?” Söylemezlerdi. Kapıya kontrplaktan bir rampa yaptı. Çirkin görünüyordu ama işe yarıyordu. Beni parka götürdü. Komşumuz Necla Hanım yemekler getirir, başımızda dolanırdı. “Arkadaşlara ihtiyacı var,” derdi. “Önce merdivenlerinden düşmemesi lazım,” diye homurdanırdı ama sonra beni mahallede dolaştırır, herkese sanki VIP’mişim gibi tanıtırdı. Çocuklar bakardı. Aileler gözlerini kaçırırdı. Bir gün yaşıtım bir kız geldi. “Neden yürüyemiyorsun?” diye sordu. Donup kaldım. Rıza diz çöktü. “Bacakları beynini dinlemiyor,” dedi. “Ama kağıt oyununda seni yener.” Kız güldü. “Yenemez.” Adı Zeynep’ti. İlk gerçek arkadaşımdı. Rıza hep böyle yapardı. Utancı kendi üstüne alır, keskinliğini azaltırdı. On yaşındayken garajda arkasına ip bantlanmış bir sandalye buldum. “Bu ne?” dedim. “Hiç. Dokunma.” O gece yatağımın arkasında oturdu, elleri titriyordu. “Kıpırdama,” dedi, saçımı örmeye çalışırken. Berbattı. Ama kalbim patlayacak gibiydi. Ergenlik gelince odama poşetle girdi, yüzü kıpkırmızı. “Şeyler aldım,” dedi tavana bakarak. “Olacak şeyler için.” Pedler, deodorant, ucuz rimel. “YouTube izledin,” dedim. “Çok hızlı konuşuyorlar,” diye homurdandı. Paramız azdı ama hiç yük gibi hissetmedim. Saçımı mutfak lavabosunda yıkardı. Bir eli boynumun altında, diğeri su dökerken. “Tamam,” derdi. “Ben buradayım.” “Sen eksik değilsin. Duyuyor musun? Eksik değilsin.” Ergenliğimde mucize olmayacağı belliydi....

devamı sonraki sayfada...

Sonraki



  1. 1
  2. 2