Onunla evlendiğimde çevremdeki herkes aynı şeyi söyledi:
“Parası için evlendin.”
Kimi bunu yüzüme söyledi, kimi arkamdan konuştu.
Ben yirmili yaşlarımın sonundaydım. Kocam Cemal ise benden tam otuz yaş büyüktü.
Şehrin en varlıklı iş insanlarından biriydi.
Denize bakan kocaman bir villası, farklı şehirlerde şirketleri, şoförlü arabaları ve adını duyduğunuzda insanların tavrını değiştiren bir serveti vardı.
Bense sıradan bir aileden geliyordum.
Bir yayınevinde editör olarak çalışıyordum ve hayatımdaki en büyük lüks, ay sonunda hesabımda birkaç bin lira fazla kalmasıydı.
Cemal’le bir yardım gecesinde tanışmıştık.
İlk dikkatimi çeken parası değildi.
Bakışlarıydı.
İnsanlarla konuşurken gözlerinin içine bakıyor, sözlerini kesmiyor ve gerçekten dinliyordu.
Benimle ilk konuştuğunda da öyle yaptı.
“Bu salondaki herkes bana şirketlerimden bahsediyor,” demişti.
“Sen neden sormuyorsun?”
“Çünkü şirketlerinizi merak etmiyorum.”
Gülümsemişti.
“Peki beni merak ediyor musun?”
O gece başlayan sohbetimiz aylarca sürdü.
Cemal bana hediyeler yağdırmadı. Lüks restoranlara götürmek yerine çoğu zaman sahilde yürümek istedi. En sevdiğim kitabı okuyup üzerine benimle tartıştı.
Ve bir gün evlenme teklif etti.
Kabul ettiğimde ailem bile şaşırdı.
Annem beni mutfağa çekip,
“Bu adam senden otuz yaş büyük,” dedi. “Yarın öbür gün pişman olursan?”
“Yaşıyla evlenmiyorum anne.”
“Peki neyle evleniyorsun?”
“Bana hissettirdiği şeyle.”
Düğünümüz sade olacaktı.
En azından ben öyle sanıyordum.
Cemal’in çevresi yüzünden yaklaşık üç yüz kişinin katıldığı görkemli bir törene dönüştü.
devamı sonraki sayfada...

