Haber Zamanı

Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
  1. Haber Zamanı
  2. beklenmedik veda
Önceki
Sonraki


  • İşte Zehra'nın Kazandığı Okul!


Birlikte büyümek hem zor hem de çok güzeldi. Gençtim, ebeveynliği yolda öğrenmeye çalışıyordum. Merve ise tarif edemediği bir yas tutuyordu. Bağrışmalarımız oldu, kapılar çarpıldı. Annesi için ağladığı ve benim çaresiz kaldığım geceler oldu. Hatta bazı sabahlar o kadar yorgun olurdum ki mısır gevreğine süt yerine portakal suyu koyardım ve ikimiz de ağlayana kadar buna gülerdik. Ama her şeyi çözdük. Her günü tek tek aşarak. Ortaokulun ilk günü eve geldi ve tiyatro kulübüne katıldığını duyurdu. "Sahnede olmaktan nefret edersin," dedim şaşkınlıkla. "Ama denemekten zarar gelmez!" diye cevap verdi. Her oyun için ezber yapmasına yardım ettim. Her gösterisine katıldım. Sekizinci sınıfta ilk başrolünü aldığında seyirciler arasından onu alkışladım. Oyunda o meşhur şarkıları söylerken o kadar çok ağladım ki yanımdaki kadın bana peçete uzattı. "O benim kızım," diye fısıldadım; bunu söylemek dünyanın en doğal şeyiymiş gibi hissettiriyordu. Lise yeni zorluklar getirdi. Merve'nin kalbini kıran erkekler, gece yarısı dondurma yemeyi ve benim hiç anlamadığım halde verdiğim kötü tavsiyeleri gerektiren arkadaş dramaları... İlk hız cezasını aldığında yine yedi yaşındaymış gibi kucağımda ağlamıştı. "Özür dilerim anne. Çok özür dilerim. Kızdın mı?" "Korktum, evet. Ama kızmadım." Saçlarını okşadım. "Hepimiz hata yaparız tatlım. Büyümek böyle bir şey." Lise sonda bir kitapçıda yarı zamanlı çalışmaya başladı. Eve kahve ve kağıt kokarak gelir, bana müşterileri ve hangi kitapları önerdiğini anlatırdı. Özgüvenli, komik ve zeki birine dönüşüyordu. Müzikalleri, kötü reality şovlarını seviyor ve pazar akşamları yemek yapmama yardım ediyordu. Merve 17 yaşına geldiğinde benden uzun olmuştu. İnsanlar ailesini sorduğunda artık irkilmiyordu. Bana hiç tereddüt etmeden "Anne" diyordu. Bir gece yemekten sonra bulaşıkları yıkarken, "Seni sevdiğimi biliyorsun, değil mi?" dedi. Şaşırarak ona baktım. "Elbette biliyorum." "Güzel. Bildiğinden emin olmak istedim sadece." Her şeyin yolunda olduğunu sanıyordum. Zor kısımları atlattığımızı düşünüyordum. 18. yaş günü bir cumartesiye denk geldi. Evimizde okul arkadaşları, çorbacıdaki iş arkadaşlarım ve her zaman ev yapımı mantı getiren komşumuz Müzeyyen Teyze için bir parti verdik. Merve harika bir elbise giymişti ve müdürümün yaptığı her kötü espriye gülüyordu. Mumlarını üfledi ve bana söylemediği bir dilek tuttu. "Gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini bekleyip görmen lazım," dedi gizemli bir gülümsemeyle. O gece herkes gittikten sonra odamda çamaşırları katlarken, Merve aniden kapıda belirdi. Yüzünde anlam veremediğim bir ifade vardı. "Anne? Konuşabilir miyiz?" Sesindeki bir şey mideme kramplar girmesine neden oldu. Yatağa oturdum. "Tabii ki canım. Ne oldu?" Yavaşça içeri girdi, ellerini kapüşonlu üstünün ceplerine sokmuştu. Gözlerime bakmıyordu. "Artık 18 yaşındayım." "Biliyorum," dedim gülümseyerek. "Oy kullanacak, şans oyunu oynayacak ve tavsiyelerimi yasal olarak görmezden gelecek yaştasın." Gülümsemedi. "Bu hafta paraya erişim sağladım. Annem Leyla'dan kalan paraya. Sigorta ödemesi, birikim hesabı... Bana bıraktığı her şeye." Kalbim hızla çarpmaya başladı. Leyla'nın parası hakkında hiç konuşmamıştık. Merve'yi evlat edindiğimde bir fon oluşturmuş, ne yapacağına karar verecek yaşa gelene kadar tek bir kuruşuna bile dokunulmamasını sağlamıştım. Hatta bunu ona en başından beri söylemiştim. "Güzel," diyebildim. "O senin paran tatlım. Onunla ne istersen yapabilirsin." Sonunda bana baktı. Gözleri parlak, hatta neredeyse heyecanlıydı. "Onunla ne yapmak istediğimi biliyorum." "Tamam." Titrek bir nefes aldı. "Eşyalarını toplaman lazım." Oda sanki yerinden oynadı. Kelimeler beynimin içinde yankılandı ama bir yere oturmadı. "Ne?" "Eşyalarını toplaman lazım! Ciddiyim." Ayağa kalktım. Dizlerimin bağı çözülmüştü. "Merve, ne dediğini anlamıyorum." "Artık resmen yetişkinim. Kendi kararlarımı verebilirim." "Evet, elbette verebilirsin ama..." "Ben de bir karar verdim." Sesi titriyordu ama kararlıydı. "Eşyalarını toplaman lazım. Hemen." Çocukluğumdan beri taşıdığım tüm korkular bir anda geri döndü: Sevginin geçici olduğu, insanların gittiği ve her zaman her şeyi kaybetmeye bir hata uzakta olduğum gerçeği. "Gitmemi mi istiyorsun?" Sesim çatallaştı. "Evet. Hayır. Yani..." Cebindeki bir şeyle uğraştı. "Önce şunu oku." Bir zarf çıkardı. Elleri o kadar çok titriyordu ki az kalsın düşürüyordu. Zarfı aldım çünkü başka ne yapacağımı bilmiyordum. Açtım ve içinden Merve'nin o dağınık el yazısıyla yazılmış bir mektup çıkardım: "Anne, Bunu altı aydır planlıyorum. Senin benim için her şeyinden vazgeçişini izleyerek geçen 13 yılımı fark ettiğim günden beri. Geceleri çalışamadığın için terfilerden vazgeçtin. Beni bırakıp gidebilecek birine bağlanmamı istemediğin için ilişkilerinden vazgeçtin. Ben doğmadan önce hayalini kurduğun ve para biriktirdiğin Güney Amerika seyahatinden, benim diş tellerim için vazgeçtin. Sen bir hayata sahip olmaktan vazgeçtin çünkü benim bir hayatım olması için çok meşguldün. Bu yüzden annem Leyla'dan kalan paranın bir kısmını kullandım. Ve ikimiz için Meksika ve Brezilya'da iki aylık bir tatil ayarladım. Görmek istediğini söylediğin her yer. Ertelediğin her macera. Eşyalarını toplamanın sebebi bu. Dokuz gün sonra uçuyoruz. Seni seviyorum. 13 yıl boyunca her gün beni seçtiğin için teşekkür ederim. Şimdi izin ver, ben de seni seçeyim. Not: Bunu videoya çekiyorum. Yüzünün halini görmek çok komik olacak." Başımı kaldırdım. Merve koridordaydı, telefonunu bana doğrultmuştu; bir yandan aptal gibi sırıtırken bir yandan da gözlerinden yaşlar süzülüyordu. "Sürpriz!" diye fısıldadı. Mektup elimden düşerken hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Merve yanıma koşup kollarını bana doladı. Odamda öylece durduk; ikimiz de ağlıyor, sanki bıraksak birbirimizi kaybedecekmişiz gibi sıkıca sarılıyorduk. "Beni çok korkuttun," diyebildim sonunda. "Biliyorum. Özür dilerim. Biraz etkileyici olsun istedim." Geri çekilip bana baktı. Yüzü yaşlar içindeydi ama gülümsemesi ışıl ışıldı. "Eee? Geliyor musun?" Yüzünü avuçlarımın içine aldım. Benim büyüttüğüm o küçük kız... Dönüştüğü o kadın... "Tatlım, senin peşinden dünyanın öbür ucuna bile gelirim." "Güzel. Çünkü biletleri aldım bile ve iadesi yok." Gözyaşlarımın arasından güldüm. "Tabii ki almışsındır." "Ayrıca İspanyolca ve Portekizce öğrendim. Aylardır bir uygulama üzerinden çalışıyorum." "Tüm bunlara ne zaman vakit buldun?" "Sen benim Netflix izlediğimi sandığın zamanlarda." Sırıttı. "Ben böyle kurnazımdır işte." "İnanılmazsın." Sonraki dokuz günü her şeyi birlikte planlayarak geçirdik. Merve uçuşları, otelleri, turları ve restoranları çoktan araştırmıştı. Tablolar yapmış, yedek planlar hazırlamış ve renk kodlu gezi listeleri oluşturmuştu. "Gerçekten her şeyi düşünmüşsün," dedim hayranlıkla. "Mükemmel olmasını istedim. Sen mükemmeli hak ediyorsun." Gezi, hayal ettiğim her şeyden daha fazlasıydı. Meksika'da satıcıların bize İspanyolca seslendiği ve Merve'nin gerçekten anlayabildiği pazarlarda dolaştık. Cenote'lerde —başka bir dünyada yüzüyormuşsun hissi veren o yer altı kristal havuzlarında— yüzdük. Rio de Janeiro'da gün doğumunu izledik ve sözlerini bilmediğimiz müziklerle dans ederek sabahladık. Çok acı yemekler denedik ve ben acıya dayanamadığımda buna çok güldük. Küçücük köylerde kaybolduk ve dönüş yolunu hep beraber bulduk. Yüzlerce fotoğraf çektik, milyonlarca anı biriktirdik. Brezilya'da küçük bir sahil kasabasında bir gece, kumsalda oturup okyanusu izledik. Yıldızlar hiç görmediğim kadar parlaktı. Merve omzuma yaslandı. "Sence annem mutlu olur muydu?" diye sordu sessizce. "Olan biten her şey için?" En yakın arkadaşımı düşündüm. Yetimhaneden benimle birlikte sağ çıkan o kızı... O çok kısa süren beş yıl boyunca olduğu o anneyi... "Elbette canım," dedim. "Bence çok mutlu olurdu." "Bence de." Merve elimi sıktı. "Bence ikimizle de gurur duyardı." Yıldızlar sönene kadar orada kaldık; yokluktan bir aile kuran ve sonunda sadece birlikte var olmanın tadını çıkaran iki insan olarak. 40 yaşındayım. Hayatımın büyük kısmını insanların gitmesini bekleyerek, terk edilmeye hazırlanarak, kalbimi o kaçınılmaz hayal kırıklığına karşı koruyarak geçirdim. Ama Merve bana çok değerli bir şey öğretti: Aile, sadece zorunda olduğu için yanında kalanlar demek değildir. Aile, her şeye rağmen, her gün yanında kalmayı seçenlerdir. Zor olduğunda bile. Bir bedeli olduğunda bile. Buradan, kendinden olmayan bir çocuğu seven herkese sesleniyorum… teşekkür ederim. Sizler, en iyi ailelerin doğuştan gelmediğinin kanıtısınız. Aileler inşa edilir. Her seferinde bir seçimle, bir fedakarlıkla ve bir sevgi anıyla.


Önceki Sonraki



  1. 1
  2. 2
  3. 3