Haber Zamanı

Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
  1. Haber Zamanı
  2. Bacağını Kıran Eski Kayınvalideme
Önceki
Sonraki


  • İşte Zehra'nın Kazandığı Okul!


Üzerinde benim adım yazıyordu.

Açtığımda ilk cümleyle birlikte boğazım düğümlendi.

“Süreyya bu satırları okuyorsa, ona yıllarca söyleyemediğim bir gerçeğin artık ortaya çıkması gerekiyor.”

Yazı anneme aitti.

Güzide sessizce bekledi.

Mektubu okumaya devam ettim.

Annem, ölümünden yaklaşık bir yıl önce, babamdan kalan küçük bir arsayı satmayı düşündüğünü yazmıştı. Ama sonra bundan vazgeçmiş, mülkü ileride bana bırakmak istediğini belirtmişti.

Beni asıl sarsan, sonraki satırlardı.

“Tuğrul bu arsayı öğrendi. Satarsam parayı kendi işine yatırmamı istedi. Kabul etmedim. Bana Süreyya'nın da bunu istediğini söyledi ama kızıma sorduğumda böyle bir şeyden haberi olmadığını anladım.”

Ellerim titremeye başladı.

Tuğrul'un yıllar önce kendi işini kurmak istediğini biliyordum. Hatta evliliğimiz sırasında bu yüzden birkaç kez tartışmıştık.

Ama annemle böyle bir konuşma yaptığından haberim yoktu.

Mektubun devamında annem, Tuğrul'un bazı belgeleri görmek için ısrar ettiğini ve bu durumun kendisini rahatsız ettiğini anlatıyordu.

“Belgelerin aslını evde sakladım. Süreyya'ya zamanında anlatamadım. Onu üzmekten korktum. Ama bir gün bilmesi gerekirse bu defter ona ulaşmalı.”

Mektup burada bitiyordu.

Başımı kaldırdım.

“Güzide, Fikriye bunu nereden biliyordu?”

“Bana anlattığına göre, annenden kalan bazı eşyaların eski evinde saklandığını öğrenmiş. Tuğrul'un da o eşyalara ilgisi varmış.”

Bir an düşündüm.

Annem öldüğünde eşyalarının bir kısmını benim evime, bir kısmını depoya kaldırmıştık. Boşanma döneminde eşyalar birbirine karışmıştı.

“Fikriye benim evimde ne arıyordu?”

Güzide gözlerini kaçırdı.

“Bunu ona sorman daha doğru.”

Telefonumu çıkardım ve Fikriye'yi aradım.

İlk aramada açmadı.

İkincisinde ise sesi titreyerek konuştu.

“Süreyya?”

“Güzide bana kutuyu getirdi.”

Uzun bir sessizlik oldu.

“Demek artık biliyorsun.”

“Hayır, hiçbir şey bilmiyorum. Neden benim evimde gizlice araştırma yaptın?”

“Gelin de konuşalım, ne olur.”

“Bu kez gerçeği anlatacaksın.”

“Anlatacağım.”

Bir saat sonra kapım çaldı.

Fikriye, koltuk değneklerinden birine dayanarak içeri girdi. Yüzünde daha önce hiç görmediğim bir mahcubiyet vardı.

Masadaki kutuyu görünce gözleri doldu.

“Öncelikle senden özür dilemem gerekiyor.”

“Ben sana güvendim, Fikriye anne. Evimin anahtarını, odamı, hayatımı açtım. Sen benden ne sakladın?”

Başını eğdi.

“Bacağımı gerçekten kırdım. Çocuklarımın bana bakmayı reddettiği de doğru. Ama seni aramadan üç gün önce Tuğrul'la çok kötü bir tartışma yaşadım.”

“Ne hakkında?”

“Annenin arsası.”

İçimdeki huzursuzluk büyüdü.

Fikriye devam etti.

“Tuğrul birkaç yıl önce annenden kalan belgeler arasında bazı eksikler olduğunu öğrendiğini söyledi. Sonra seni arayıp eski evrakları istemeyi düşündüğünü anlattı. Ona artık hayatına karışmaması gerektiğini söyledim.”

“Peki sen neden karıştın?”

“Çünkü annene karşı yıllardır taşıdığım bir borç var.”

Şaşkınlıkla baktım.

“Nasıl bir borç?”

“Annen bana ölümünden önce telefon etmişti. Tuğrul'un arsayla ilgilendiğini, bazı kâğıtları bulmaya çalıştığını söylemişti. Bana onu durdurmamı rica etti. Ben oğlumla konuştum ama sonra mesele kapandı sandım.”

Sesi kısıldı.

“Annen öldükten sonra sana bunları anlatmalıydım. Ama seni zaten yas tutarken gördüm. Ardından evliliğiniz bozuldu. Hep yanlış zaman olduğunu düşündüm.”

“Sekiz yıl boyunca mı?”

Cevap veremedi.

“Peki benim evimde ne aradın?”

“Tuğrul'un sözünü ettiği eski belgeleri. Senin bilmediğin bir şey varsa, ona senden önce ulaşmak istedim. Üstelik annenin defterinin de o evraklar arasında olabileceğini düşünüyordum.”

Öfkeyle ayağa kalktım.

“Bana sorabilirdin!”

“Haklısın.”

“Ben sana hayır derim diye mi korktun?”

“Evet. Bir de Tuğrul'un adını duyduğun an konuşmayı bitireceğinden korktum.”

Bu doğruydu. Ama korkusu yaptığı şeyi haklı çıkarmıyordu.

“Bunları nerede buldun?”

“Misafir odasının dolabının üstündeki eski çantada. Bir gün sen işteyken bakmaya başladım. Kutunun içindekileri görünce de ne yapacağımı bilemedim.”

“Niye hemen bana göstermedin?”

“Çünkü önce neyle karşı karşıya olduğumuzu anlamak istedim.”

“Benim yerime karar vermişsin.”

Başını salladı.

“Evet. En büyük hatam buydu.”

İlk defa aramızda gerçek bir mesafe hissettim.

Ama hâlâ açıklanmayan bir şey vardı.

“Güzide'ye neden verdin kutuyu?”

“Çünkü birkaç gün önce Tuğrul beni aradı. Senin evinde olduğumu öğrenmiş. Eski eşyalar arasında bir şey bulup bulmadığımı sordu. Yalan söyledim. Hiçbir şey bulmadığımı söyledim.”

“Sonra?”

“Bana kutuyu görmek istediğini söyledi. Belki gelip alabileceğini düşündüm. Seni bu tartışmanın ortasına çekmek istemedim. Kutuyu Güzide'ye verdim. Ama bunun da doğru olmadığını biliyordum. Bugün ayrılmadan önce ona her şeyi sana göstermesini söyledim.”

Bir süre hiçbirimiz konuşmadık.

Sonunda defteri açtım.

“Bu mektupta arsanın bana bırakılmak istendiği yazıyor. Ama gerçekten ne olmuş, onu bile bilmiyorum.”

Fikriye gözlerini kaldırdı.

“Ben de bilmiyorum. O yüzden sakladığın evrakları bir uzmana göstermen daha doğru olur.”

O akşam bütün kutuyu düzenledim. Eski fotoğrafların arkasında tarihler vardı. Zarfların içinde vergi makbuzları, tapu fotokopileri ve annemin el yazısıyla hazırlanmış notlar bulunuyordu.

Bir belgede özellikle dikkatimi çeken şey, arsanın ada ve parsel bilgileriydi.

Ertesi gün tapu kayıtlarının nasıl incelenebileceğini öğrenmek için ilgili kuruma başvurdum. Kimliğim ve mülkle olan bağlantım üzerinden hangi bilgilere erişebileceğimi sordum. Ardından belgeleri değerlendirmesi için bir avukattan randevu aldım.

İlk görüşmede önemli bir ayrıntı ortaya çıktı.

Annemin mektubu, tek başına bana mülkiyet hakkı veren bir belge değildi. Ayrıca yıllar önce yapılmış işlemleri yalnızca eski fotokopilere bakarak değerlendirmek mümkün değildi.

Fakat arsanın kayıtları incelenebiliyor, mirasla ilgili durum açıklığa kavuşturulabiliyordu.

Birkaç hafta içinde, annemin ölümünden sonra arsanın miras kapsamında kaldığını ve benim de mirasçı sıfatıyla hak sahibi olduğumu doğruladık.

Tuğrul'un bu mülkte herhangi bir hakkı olduğuna ilişkin bir kayıtla karşılaşmadık.

Ortada annemin malını gizlice ele geçirmiş bir adam olduğuna dair kanıt yoktu. Ama annemin mektubu, onun yıllar önce ne kadar rahatsız edildiğini anlamam için yeterliydi.

Bir akşam Tuğrul aradı.

Telefonun ekranında adını görünce kalbim hızlandı.

Beş yıldır onunla yalnızca zorunlu durumlarda konuşmuştum.

Açtım.

“Süreyya, annem seninle bazı belgeler hakkında konuşmuş.”

“Neden ilgileniyorsun?”

“Eski meseleler yüzünden yanlış anlaşılmak istemiyorum.”

“Annemden arsa için para istediğin doğru mu?”

Sessiz kaldı.

“Bir iş kurmaya çalışıyordum. Yardım isteyebilirdim.”

“Benden habersiz neden anneme gittin?”

“Sen karşı çıkardın.”

Bu cevap her şeyi anlatıyordu.

“Annem sana hayır demiş. Buna rağmen yıllar sonra hâlâ belgelerin peşindesin.”

“Ben sadece ne olduğunu öğrenmek istedim.”

“O zaman şunu öğren. Annemden kalan hiçbir belgeyi sana vermeyeceğim. Bu konuda benimle yeniden iletişime geçmeni de istemiyorum.”

Tuğrul sesini yükseltmeye başladı ama konuşmayı uzatmadım.

Telefonu kapattığımda ellerim titriyordu.

Bu kez korkudan değil, yıllardır içimde kalan bir hesabı kapatmış olmaktan.

Fikriye'yle görüşmem ise o kadar kolay olmadı.

Birkaç gün sonra bana bir mektup gönderdi.

İçinde ne kendini kahraman ilan eden cümleler vardı ne de yaptıklarını haklı göstermeye çalışan bahaneler.

“Süreyya, sen bana dört hafta boyunca karşılıksız iyilik yaptın. Ben ise geçmişteki hatamı düzeltmeye çalışırken senin güvenini kırdım. Annenin sana bırakmak istediği gerçeği gizlemeye hakkım yoktu. Onun eşyalarını izinsiz karıştırmaya da hakkım yoktu. Beni affetmek zorunda değilsin. Ama senden bir şey istemediğim ve seni çok sevdiğim için üzgün olduğumu bilmeni istiyorum.”

Mektubu iki kez okudum.

Sonra uzun süre düşündüm.

Fikriye'nin beni sevdiğinden kuşkum yoktu. Ama sevgi, birinin hayatıyla ilgili kararları onun yerine verme hakkı sağlamıyordu.

Bir hafta sonra onu aradım.

“Fikriye anne, sana bir şey söylemek istiyorum.”

“Dinliyorum canım.”

“Yaptığın şey beni çok incitti. Ama annemle ilgili gerçeği öğrenmemi sağladığın için de mutluyum. Bunlar birbirini ortadan kaldırmıyor.”

“Biliyorum.”

“Bundan sonra benimle ilgili hiçbir şeyi benden gizlemeyeceksin. Bir sorun varsa bana söyleyeceksin. Kararı ben vereceğim.”

“Buna söz veriyorum.”

Sesinde öyle büyük bir rahatlama vardı ki ben de gözyaşlarımı tutamadım.

Bir ay sonra Fikriye'yi kahve içmeye davet ettim.

Bu kez misafir odasında değil, salondaki koltukta yan yana oturduk.

Bacağındaki iyileşme ilerlemişti. Artık evinin içinde daha rahat hareket edebiliyordu.

Masada annemin küçük defteri duruyordu.

“Bunu saklayacağım,” dedim. “Ama artık bir sırrın parçası olarak değil, annemden kalan bir hatıra olarak.”

Fikriye deftere baktı.

“Annen seni çok severdi.”

“Biliyorum. Keşke son zamanlarında neler yaşadığını bilseydim.”

“Elinden geleni yaptığını bilirdi.”

Bir süre sonra Fikriye çantasından küçük bir fotoğraf çıkardı.

Annemle birlikte yıllar önce bir aile yemeğinde çekilmişlerdi. İkisi de gülüyordu.

“Bunu da sana getirdim,” dedi. “Bu kez saklamak yerine doğrudan vermek istedim.”

Fotoğrafı aldım. Annemin yüzüne baktım. Onu böyle mutlu gördüğüm günleri özlemiştim.

Fikriye'ye döndüm.

“Bir daha bana sürpriz yapacaksan, yalnızca çiçek getir.”

Önce şaşırdı, sonra ikimiz de gülmeye başladık.

O gün ona bütün kırgınlığımın geçtiğini söylemedim. Çünkü geçmemişti. Güvenin yeniden kurulması zaman istiyordu.

Ama kapıdan ayrılırken sarıldım.

Aylar sonra arsayla ilgili gerekli işlemleri kendi kararlarımla takip etmeye devam ettim. Annemden kalan diğer eşyaları da düzenledim. Fotoğrafları albüme yerleştirdim, defterini kitaplığımın en üst rafına koydum.

Tuğrul'dan bir daha haber almak istemedim ve o da hayatıma yeniden girmedi.

Fikriye ise her pazar beni aramaya devam etti. Artık birbirimizin hayatında hangi sınırların bulunduğunu daha iyi biliyorduk.

Bir zamanlar onun evime gelişini yalnızca zor durumda kalmış yaşlı bir kadına yardım etmek olarak görmüştüm.

Oysa o dört hafta, ikimizin de yıllardır ertelediği gerçeklerle yüzleşmesine neden olmuştu.

Annemin defterinin son boş sayfasına bir cümle yazdım:

“İyilik, birinin hayatını onun yerine yönetmek değil, gerçeği bilmesine ve kendi yolunu seçmesine izin vermektir.”

Sonra defteri kapattım.

Geçmiş artık değişmeyecekti. Ama geçmişin sırları da bundan sonra benim hayatımı yönetmeyecekti.


Önceki Sonraki



  1. 1
  2. 2
  3. 3