Güzide'nin yüzüne baktım. Söylediği cümle zihnimde dönüp duruyordu.
“Ne demek planlamıştı? Bacağı gerçekten kırılmıştı. Alçısını kendi gözlerimle gördüm.”
“Bunu inkâr etmiyorum, Süreyya. Ama sana gelmeden önce benden bir ricada bulundu. O zaman bu kadar önemli olduğunu anlamamıştım.”
Kutuyu salondaki masaya bıraktı.
“Önce şunu aç.”
Kapağı kaldırdığımda sararmış zarflar, birkaç eski fotoğraf ve üzerinde annemin el yazısını tanıdığım küçük bir defter gördüm.
Nefesim kesildi.
Annem sekiz yıl önce ölmüştü. Bu defteri ise yıllardır arıyordum.
“Nereden buldun bunları?”
Güzide koltuğa oturdu.
“Fikriye iki hafta önce bana verdi. Evde bir şeyler araştırdığını, kutunun senin olduğunu söyledi. Başına bir şey gelirse sana teslim etmemi istedi. Bugün ayrılırken de artık vermem gerektiğini söyledi.”
“Peki neden kendisi vermedi?”
“Bilmiyorum. Ama çok korkmuş görünüyordu.”
Defteri elime aldım. Kapağının iç kısmında annemin adı yazıyordu. Altında da yıllar önce kullandığımız ev telefonunun numarası vardı.
Sayfaları çevirdim. Alışveriş notları, yemek tarifleri, doğum günü tarihleri... Sonra bir sayfanın arasından katlanmış bir kâğıt düştü.
devamı sonraki sayfada...

