“Çünkü o kutunun içindekiler, babam hakkında bildiğimi sandığım her şeyi altüst etmişti. Üstelik en dipte, üzerinde benim adımın yazılı olduğu kapalı bir zarf vardı. Zarfın üzerine babamın el yazısıyla yalnızca şu cümle yazılmıştı:
‘Oğlum, yıllardır senden sakladığım gerçeği artık öğrenmelisin…’”
Zarfı açmadan önce kutunun içindekileri masaya çıkardım. Çocukluğumdan kalma, tabanları açılmış mavi spor ayakkabılarım vardı. On iki yaşımda okul gösterisinde taktığım kırmızı kravat, annemin soluk bir fotoğrafı ve her ayın birine ait, tarihlerle doldurulmuş altmış küçük makbuz…
Hepsinde aynı tutar yazıyordu: 7.500 TL.
“Bunları neden saklamış?” diye fısıldadım.
İhsan amca sandalyeyi çekip karşıma oturdu.
“Cevabı mektupta, Baran.”
Zarfı açtım. Babamın alıştığım sert, köşeli yazısını görür görmez boğazım düğümlendi.
“Oğlum,” diye başlıyordu, “benden nefret ederek büyüdüğünü biliyorum. Sana ne kadar haksızlık ettiğimi de biliyorum. Bu satırlar kendimi affettirmek için değil, seni yıllardır takip eden tehlikeyi anlatmak için yazıldı.”
Son kelimeyi iki kere okudum.
devamı sonraki sayfada...

