Kocam arkadaşlarıyla içmeye gittiği için doğumda yanımda yoktu; beni kurtaran kişi ise onun doksan yaşındaki babaannesi oldu.
Liseden hemen sonra hamile kaldım. Mert bunu öğrendiği an bana evlenme teklif etti. Arayabileceğim ebeveynlerim ya da sığınabileceğim bir baba ocağım yoktu. İkisini de ben küçükken kaybetmiştim. Mert ile evlendiğimde, o benim dünyadaki tek dayanağımdı.
Gülten Hanım’ın evinde yaşıyorduk. Düğünden sonra beş kuruşumuz olmadığı ve bebek gelmeden para biriktirmeye çalıştığımız için yanına taşınmamıza izin vermişti. Mert sanki ev şimdiden kendisinmiş gibi konuşup dururdu. Gülten Hanım’ın tek erkek torunuydu; bir gün evin ona kalacağını varsayıyordu.
Mert; faturaları unutur, eve geç gelir, bulaşıkları lavaboda bırakır, sonra da sırıtıp "Yapım aşamasında bir adamla evlendin," derdi. Bebeğin onu değiştireceğine kendimi inandırıp duruyordum.
Derken, doğum yapmam beklenen günden bir gün önce eve geldim ve mutfak tezgahının üzerinde bir not buldum. Mert yoktu, sadece bir not.
Notta şöyle yazıyordu: "Çocuklar beni dışarıya davet etti. Belki birkaç gün kafa dağıtırız. Biraz zihnimi boşaltmaya ihtiyacım vardı. Ne olur ne olmaz diye Gülten Babaanne’ye sana yardım etmesini söyledim. Ama sakın ben olmadan doğurmaya kalkma!"
Tekrar aradım. Sonra yine aradım. Telesekreter. Bir daha aradım. Yine telesekreter. Mesaj attım: "Yarın doğumum var. Neredesin?" Ses yoktu.
Tekrar mesaj attım: "Mert, cevap ver." Yine ses yok. Mutfak masasına oturup o nota bakarken göğsüme soğuk bir yumrunun oturduğunu hissettim. Çok öfkeliydim.
devamı sonraki sayfada...

