Haber Zamanı

Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
  1. Haber Zamanı
  2. baba ve evlat
Önceki
Sonraki


  • İşte Zehra'nın Kazandığı Okul!


Deniz dondu. “Baba… işte o.” Kapıyı açtım. Oradaydı: biyolojik baba Cem. Her şeyi bir gösteriydi: tasarım deri ceket, kusursuz saçlar ve inanmayacaksınız ama gece güneş gözlüğü. “Çekil,” dedi, bana doğru adım atarak sanki buranın sahibiymiş gibi. Kımıldamadım. “İçeri giremeyeceksin.” Kendini gülümsetti. “Hâlâ babacılık oynuyorsun, ha? Tatlı.” Deniz arkamda mırıldandı. Beni gördü, ve gülüşü avcı bir sırıtışa dönüştü. “Sen. Hadi.” Deniz’e işaret etti. “Fotoğrafçılar bekliyor. Röportajlar. Ben dönüşümüme hazırım ve sen benim kurtuluş hikâyemsin.” Ve işte o zaman işler çirkinleşmeye başladı. “Pazarlama aracın değil,” diye bağırdım. “O bir çocuk.” “Benim çocuğum.” Yaklaştı, kolonya kokusu boğuyordu. “Yine yoluma çıkarsan, dükkanını yasal olarak yakarım. İnsanları tanıyorum. Pazartesiye kadar işsiz kalırsın, ayakkabıcı.” Çenemi sıktım, tehdit gerçekti ama kızımı vermeyecektim. Planımı uygulamanın zamanı gelmişti. Başımı hafifçe çevirip omzumun üzerinden konuştum. “Deniz, tatlım, telefonumu ve masamdaki siyah dosyayı al.” Planımı uygulama zamanıydı. Bir an tereddüt etti, sonra atölyeme koştu. Cem güldü. “Polisi mi arıyorsun? Şirin. Dünyanın senin tarafını alacağını mı sanıyorsun? Ben Cem’im, dostum. BEN dünyayım.” Gülümsedim. “Oh, polisi aramayı planlamıyorum.” Deniz telefonu ve dosyayı getirdi. Dosyayı açtım ve Cem’e gösterdim: Deniz’i reklam için kullandığı ve “mükemmel aksesuar” olarak gördüğü tüm tehdit mesajlarının çıktıları. Yüzü bembeyaz oldu. Ama ben daha bitirmemiştim! Dosyayı kapattım. “Kopyalarını takım menajerine, lig etik departmanına, üç büyük gazeteciye ve en büyük sponsorlarına gönderdim.” Kontrolünü kaybetti. Bana doğru hamle yaptı, elini kaldırdı. “Baba!” Deniz çığlık attı. Ama onu geriye ittim, çimlere düşürdü. “Mülkümden. Defol.” “Beni mahvettin!” diye bağırdı. “Kariyerim, itibarım — hayatım!” “Hayır,” dedim, gözünün içine bakarak. “Kızımı çalmaya çalıştığın anda SEN kendini mahvettin.” Titreyen parmağını Deniz’e doğrulttu. “Bunu unutmayacaksın!” “Unutmayacaksın!” “Hayır,” dedim, verandaya çıkarak tamamen görüşünü kapattım. “Ama sen unutacaksın.” Arabasına koştu, tekerlekler çığlık atarak uzaklaştı. Ses sustuğunda, Deniz yere yığıldı. Kollarıma sarıldı, hıçkırıklarla titriyordu. “Baba… çok üzgünüm…” Sonraki haftalar onun için cehennemdi, bizim için değil. İki büyük haber yayımlandı ve iki ay içinde Cem’in kariyeri ve itibarı darmadağın oldu. Deniz bir süre sessizdi, ama bir ay sonra, soğuk bir gecede, birlikte bir spor ayakkabıyı tamir ederken şöyle dedi: “Baba?” “Evet tatlım?” “Benim için savaştığın için teşekkür ederim.” Yutkundum, boğazımda düğümlendi. “Her zaman savaşacağım. Sen benim kızım ve annenin söz verdiği gibi her zaman senin için burada olacağım.” Kaşlarını çattı. “Bir şey sorabilir miyim?” “Elbette.” “Bir gün evlendiğimde,” dedi, “beni gelinlikte sen götürecek misin?” Gözlerim doldu, Elif’in ölümünden beri ilk kez. Bu bir düğün sorusu değildi; ait olma, kalıcılık ve sevgi sorusuydu. İhtiyacım olan tek onay buydu. “Bunu yapmaktan daha çok istediğim bir şey yok, aşkım,” fısıldadım, sesi kısık. Başını omzuma yasladı. “Baba… sen gerçek babamsın. Hep öyle oldun.” Ve o korkunç Şükran Günü sabahından beri ilk kez, kalbim tamamen durdu. Söz tutulmuştu ve ödül basit ama derin bir gerçekti: Aile, sevdiğin, uğruna savaştığın kişidir; sadece biyoloji değildir. Eğer bu hikâyedeki herkese bir tavsiye verecek olsanız, ne olurdu? Yorumlarda konuşalım.


Önceki Sonraki



  1. 1
  2. 2
  3. 3