Haber Zamanı

Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
  1. Haber Zamanı
  2. Annenin Kızını Kurtarma
Önceki
Sonraki


  • İşte Zehra'nın Kazandığı Okul!


Kızım bir haftadır bana cevap vermiyordu, bu yüzden arabayla evine gittim. Damadım onun "gezide" olduğu konusunda ısrar etti. Kilitli garajdan gelen hafif, boğuk bir inilti duyana kadar buna neredeyse inanacaktım. Evin etrafından dolanıp yan kapıyı zorladım; o karanlık beton odadan gelen ses beni sadece korkutmakla kalmadı, bir anne olarak beni asla unutamayacağım bir şekilde yıktı.

Garajdan gelen ses bir çığlık değildi. Daha kötüsüydü; hapsolmuş, kırık bir iniltiydi; bir annenin daha duymadan kemiklerinde hissettiği cinsten bir sesti.

Yedi gündür kızım Elif cevap vermiyordu. Ne mesaj, ne arama. Ne kahvesinin o neşeli fotoğrafları... Ne de uykusuz kaldığı gecelerde her zaman yaptığı gibi gece yarısı yazılmış bir "Seni seviyorum anne" mesajı.

Bu yüzden yağmur altında dört saat araba sürerek kocası Mert ile paylaştığı o küçük beyaz eve gittim. Kapıyı gülümseyerek açtı.

Çok hızlı bir şekilde. "Gönül Hanım," dedi, bir koluyla kapı eşiğini kapatarak. "Ne sürpriz." "Kızım nerede?" Gülümsemesi seğirdi. "Gezide." "Ne gezisi?" "Şu kişisel gelişim kamplarından biri işte. Elif'i bilirsin. Her zaman abartmayı sever." Ona dik dik baktım. Mert, Elif ağladığında ona her zaman "abartıyorsun" derdi; Elif ona karşı çıktığında "hassas", yalanını yakaladığında ise "kafası karışık" derdi. Cazibeyi bir parfüm gibi üzerine sıkıyordu; pahalı ve zehirli. "Bana haber vermedi," dedim. "Kafasını dinlemeye ihtiyacı vardı." Gözleri soğudu. "Herkesten uzaklaşmak istedi." Onun arkasında, kız kardeşi Buse belirdi; çıplak ayaklıydı ve Elif’in mavi hırkasını giyiyordu. Kızımın hırkasını. "Gönül Hanım," dedi Buse tatlı bir sesle, "böyle çat kapı gelmemelisiniz. Hiç sağlıklı değil." Hırkaya, sonra da kızın ağzına baktım. "Onu üzerinden çıkar." Güldü. "Efendim?" Mert daha yakına eğildi. "Yorgunsun. Kendini rezil etmeden evine dön." İşte buydu; erkeklerin, yaşın bir kadını zararsız kıldığını düşündüklerinde kullandıkları o ses tonu. Otuz bir yıl boyunca mahkeme salonlarında, temiz yakalı ama elleri kirli yalancılardan bu sesi hep duymuştum. "Elif'i görmek istiyorum," dedim. "Göremezsin." Ses tonu sertleşti. "Gitti. Nerede olduğunu sana söylemememi istedi." "Bana mesajını göster." "Sildim." "Ne tesadüf." Gülümsemesi bir anda kayboldu. "Kapımın önünden çekil." Yenilgiyi kabul etmiş, bitkin bir anne gibi yavaşça geri adım attım. Buse sırıttı. Ancak arabama doğru döndüğüm sırada o sesi duydum. Boğuk bir inilti. Kilitli garajdan geliyordu. Elim araba kapısında donup kaldı. Mert engel olamadan yüz ifadesi değişti. Önce bir korku belirdi, sonra öfke. "Eski borular," dedi. Bir kez başımı salladım. Sonra arabayı sürüp uzaklaştım. Köşede, sönük bir sokak lambasının altında park ettim, farlarımı kapattım ve telefonumdaki gizli kayıt uygulamasını açtım. Çünkü Mert bir şeyi unutmuştu. Kapısının önündeki kederli görünümlü o yaşlı kadına dönüşmeden önce ben, onun gibi adamları sessizlikten korkutan o Cumhuriyet Savcısıydım...

2. Bölüm

Evin arkasındaki ara sokaktan geri döndüm, yağmur damlaları arabanın kaputuna sabırsız parmaklar gibi vuruyordu. Garaj mutfaktan ayrı duruyordu, yan kapısı nemli ahşaptan şişmişti. Orada bir asma kilit asılıydı; yeni ve parıldayan bir kilit. İçeride, betona sürtünen bir şeyin sesi geldi.

Sonra kızımın sesini duydum. "Lütfen…" Bedenim sanki ortadan ikiye bölünecekti. Kendimi kapıya atmak, adını haykırmak, tahtaları tırnaklarımla parçalamak istedim. Ama panik gürültülüdür ve gürültü evlatların ölmesine sebep olur. Bu yüzden nefes aldım. Bir. İki. Üç. Kilidin fotoğrafını çektim. Arka pencereleri. Mert’in kamyonetini. Buse’nin arabasını. Dışarı taşan paket servis kaplarıyla, eczane poşetleriyle ve tapu dairesinden Elif adına gelmiş yırtık bir zarfla dolu çöp kutularını. O zarfı gördüğümde ellerim titremeyi bıraktı. Taşınmaz Devir Onayı. Elif’in mirası. Rahmetli kocam ona, Mert’in hayatı boyunca kazandığından çok daha değerli olan o göl kenarındaki araziyi bırakmıştı. Elif orayı satmayı reddetmişti. Mert, geçen bayram yemeğinde hindiyi bembeyaz olmuş eklemleriyle keserken, ona "bencil" diyerek bu konuda öfke saçmıştı. Şimdi herkese kızımın gezide olduğunu söylüyordu. Şimdi Buse onun kıyafetlerini giyiyordu. Hemen Emniyet Amiri Vedat'ı aradım. 112’yi değil. "Gönül?" diye açtı telefonu, yarı uykulu. "Umarım kötü bir durumdur." "Kötü. Muhtemel hürriyeti tahdit. Muhtemel mal varlığına zorla el koyma girişimi. Mağdur benim kızım." Sesi ciddileşti. "Neredesin?" Adresi verdim ve ekledim: "Sessiz gelin. Yaklaşana kadar siren açmayın." "İçeride misin?" "Hayır." "Uzak dur." "Aptal değilim Vedat." Bir duraksama oldu. "Sorun hiçbir zaman bu olmadı zaten." Telefonu kapattım ve bagajımı açtım. Mert yıllardır eski arabamla dalga geçerdi. Ona "emekli tabutu" derdi. O bagajdaki acil durum kitinde bir demir makası, delil torbaları, bir fener ve aile içi şiddet davalarında danışmanlık yaparken kullandığım küçük vücut kamerasının olduğunu asla bilmezdi. Kamerayı eşarbımın altına klipsledim. Sonra tekrar ön kapıya yürüyüp kapıyı vurdum. Mert kapıyı gözlerinde öldürme arzusuyla açtı. "Laf anlamıyorsun." "Hayır," dedim yumuşak bir sesle. "Topluyorum." Kaşlarını çattı. "Neyi?" "Detayları." Buse elinde bir kadeh şarapla arkasında belirdi. "Allah'ım, şu kadının hali içler acısı." Mert verandaya çıktı. "Elif her şeyi imzaladı. Anlıyor musun? Seninle işi bitti. Bu aileyle işi bitti. Senin bir önemin varmış gibi davranmaktan vazgeçti." Yüzümün tam kararında çökmesine izin verdim. "Neyi imzaladı?" Gülümsemesi geri geldi. Kederin beni sersemlettiğini sanıyordu. "Göl evini," dedi. "Vekâletnameyi. Tıbbi muvafakatnameyi. Hepsi yasal." Kalbim buz kesti. Tıbbi muvafakatname. Garajdan ağır bir darbe sesi yankılandı. Buse irkildi. Mert kolumu kavradı. "Git buradan." Paltomu sıkan parmaklarına baktım. "Elini üzerimden çek." Güldü. "Yoksa ne olur?" Cevap vermeden önce yüzünü kırmızı ve mavi ışıklar aydınlattı. Amir Vedat’ın sesi yağmuru delip geçti. "Yoksa o kilitli garajın hesabını verirsin." Mert’in eli düştü. İlk defa o kibri çatladı. Ve ben gülümsedim. Sadece birazcık.

3. Bölüm

Garaj kapısı metal gıcırtısıyla açıldı. Elif, devrilmiş bir sandalyenin yanında yerde yatıyordu; bilekleri morarmış, ağzı bantlanmış, saçları yanaklarına yapışmıştı. Hayattaydı. Hayattaydı. Ona doğru koştum ama Vedat omzumdan tuttu. "Bırak sağlık ekipleri baksın." "Hayır." Elif’in gözleri benimkileri buldu. "Anne." O tek bir kelime, içimdeki tüm sükuneti yerle bir etti. Bir polis memuru ağzındaki bandı keserken yanına diz çöktüm. İlk nefesi cam kırılması gibi bir ses çıkardı. Mert bahçeden bağırıyordu: "Akli dengesi yerinde değil! Bunu kendine o yaptı!" Buse anında gözyaşlarına boğuldu; kameralar için mükemmel gözyaşları. "Kriz geçiriyordu," diye hıçkırdı. "Onu korumaya çalışıyorduk." Elif titreyen parmağını çalışma tezgahına doğru kaldırdı. "Telefon," diye fısıldadı. "Beni kayda aldı." Vedat hızla hareket etti. Bir boya brandasının altında Elif’in çatlamış ama hala çalışan, şarja takılı telefonu duruyordu. İçinde Mert’in ona zorla yasal belgeleri okuturken çektiği videolar vardı. "Kendi isteğinle ayrıldığını söyle," diye emrediyordu kayıttaki sesi. Darp edilmiş ve ilaç verilmiş haldeki Elif fısıldıyordu: "Kendi isteğimle ayrılıyorum." "Aferin kızıma," diyordu Buse videoda. "Şimdi şu devri imzala." Mert sessizliğe gömüldü. Buse ağlamayı kesti. Yavaşça ayağa kalktım. "Yanlış kadının evladını seçtiniz." Mert tükürürcesine, "Beni korkutabileceğini mi sanıyorsun?" dedi. "Hayır," dedim. "Zaten korkuttuğumu biliyorum."

Gün ağarırken ev mühürlenmişti. Sahte belgelere el konuldu. Noter —Mert’in golf arkadaşı— öğle yemeğinden önce itirafçı oldu. Eczane kayıtları, Buse’nin Elif’in sigorta kartıyla sakinleştirici aldığını kanıtladı. Banka, Mert’in dokunduğu her hesabı dondurdu. Ve Elif yıllar önce beni yasal acil durum kişisi olarak kaydettiği için —ve ben hala bana dürüstlük borcu olan hakimleri, müfettişleri, mağdur hakları savunucularını, adli muhasebecileri ve gazetecileri tanıdığım için— Mert’in bu küçük tezgahı aile içi bir dedikodu olarak kalmadı. Kapsamlı bir davaya dönüştü. Eziyet. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma. Nitelikli dolandırıcılık. Kasten yaralama. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma.

Hazırlık duruşmasında Mert gri bir takım elbise giymişti ve yüzünde, cazibenin deliller karşısında hiçbir işe yaramadığını fark eden bir adamın şaşkın ifadesi vardı. Avukatı beni müdahaleci ve duygusal bir anne olarak göstermeye çalıştı. Mikrofona doğru eğildim. "Duygusalım," dedim. "Kızım bir garaja zincirlenmişti. Ama aynı zamanda titizimdir." Sonra kapımın önünde aldığım kaydı dinlettim. Mert’in kendi sesi mahkeme salonunu doldurdu. "Elif her şeyi imzaladı." Hakim tahliye talebini reddetti. Buse kelepçelenirken çığlık attı. Mert o an bana baktı, nihayet beni net bir şekilde görüyordu. Zayıf değildim. Yaşlı değildim. Zararsız hiç değildim.

Altı ay sonra, Elif ve ben onun çalmaya çalıştığı o göl evinin iskelesinde oturuyorduk. Elif o mavi hırkayı tekrar giymişti; yıkanıp temizlenmiş, yeniden onundu. Su, akşam güneşinin altında altın gibi parlıyordu. "Onu hiç düşünüyor musun?" diye sordu. Sazlıkların arasından havalanan bir balıkçıl kuşunu izledim. "Sadece cezaevinden bilgilendirme mesajı geldiğinde." Elif ilk kez acı çekmeden gülümsedi. Elini tuttum. İntikamın her zaman ateşten ibaret olmadığını öğrenmiştim. Bazen intikam; açılan kapılar, temizlenen isimler, korunan yuvalar, nefes alan evlatlar ve zalim adamların her şeylerini kaybettiklerini anlayacak kadar uzun yaşamalarıdır.


Önceki Sonraki



  1. 1
  2. 2
  3. 3