Kazadan sonra ağzımda hissettiğim ilk şey kandı. İkincisi ise ihanet.
Yağmur ön cama mıcır gibi hızla vururken, altı haftalık oğlum arka koltukta ağlıyordu. Kırmızı ışıkta geçen cip kavşakta yamuk yumuk duruyordu, kaputundan dumanlar yükseliyordu. Her nefes alışımda kaburgalarım yanıyor, sol bacağım ise kımıldamıyordu.
Arka koltuktaki bebek koltuğuna doğru dönmeye çalışarak, “Efe,” diye nefes nefese fısıldadım. “Bebeğim, buradayım.” Ben ulaşamadan bir itfaiyeci ona ulaştı. “Nefes alıyor,” dedi. “Korkmuş ama durumu iyi.”
Hastanede, etrafımda makineler bipleyip ağrı kesiciler dilimi ağırlaştırırken annemi aradım. Uyanık kalmaya çalışarak, “Anne,” dedim. “Kaza yaptım. Efe’ye birkaç gün bakmana ihtiyacım var.”
Bir sessizlik oldu. Sonra bir bardağın içinden buz seslerinin geldiğini duydum. “Ah, Merve,” diye iç geçirdi. “Zamanlaman da gerçekten berbat.” Tavana dik dik baktım. “Acildeyim.” “Biliyorum,” diye cevap verdi. “But kız kardeşinin hiçbir zaman böyle acil durumları olmaz. Ceren önceden plan yapar. Ceren kaos yaratmaz.” Boğazım düğümlendi. “Anne, o daha altı haftalık.” “Ben de Ege gemi turunun parasını çoktan ödedim,” dedi. “İadesi de yok.” Dokuz yıldır onun ev kredisini, faturalarını, mutfak masraflarını, sağlık giderlerini ve bitmek bilmeyen “acil durum paralarını” ben karşılamıştım. Her ay dört bin beş yüz dolar; çünkü babam vefat etmişti ve annem batağa saplandığını iddia ediyordu. Çünkü Ceren her zaman “iş arayışındaydı.” Çünkü güvenilir olan kız bendim. “Lütfen,” diye fısıldadım. Sesi sertleşti. “Birini tut. Paran var. Bir çocuğu tek başına büyütmeyi seçtin diye beni cezalandırma.” İçimde bir şeyler tamamen dondu. Arkasından Ceren güldü. “Söyle ona, o havalı müşterilerinden birini arasın.” Annem sesini alçalttı ama yeterince değil. “Gerçekten, ilgi çekmek istediğinde hep böyle çaresizmiş gibi davranıyor.” Bir hemşire omzuma hafifçe dokunurken gözlerimi kapattım. “Merve Hanım? Sizi görüntülemeye götürmemiz gerekiyor.” Telefona son kez konuştum. “İyi tatiller.” Annem alayla güldü. “Dramatikleşme.” Aramayı sonlandırdım. Yirmi dakika sonra, uyluk kemiğimde kırık, iki çatlak kaburga ve kaşımın üzerindeki dikişlerle bir hastane yatağında yatarken, hukuk firmamın özel bakım ağı aracılığıyla lisanslı bir bebek hemşiresi tuttum. Sonra bankacılık uygulamamı açtım. Anneme giden aylık havale gece yarısına ayarlanmıştı. İptal ettim. Dokuz yıl. Yüz sekiz ödeme. Dört yüz seksen altı bin dolar. Parmağım onaylama butonunun üzerinde yarım saniye kadar asılı kaldı. Sonra butona dokundum. Saatler sonra, gümüş bastonunu bir hakimin tokmağı gibi yere vuran dedem hastane odama adım attı. Gözleri sargılarımdan, hemşirenin kollarında uyuyan Efe’ye kaydı. Sonra şöyle dedi: “Annen az önce beni limandan aradı, aileyi paramparça ettiğini söyleyerek çığlıklar atıyordu.” Hafifçe gülümsedim. “Hayır,” dedim. “Sadece artık finansörlük yapmayı bıraktım.”
devamı sonraki sayfada...

