Haber Zamanı

Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
  1. Haber Zamanı
  2. annem 73 yaşında
Sonraki


  • İşte Zehra'nın Kazandığı Okul!


Bir komşu, 73 yaşındaki annemin sadece çokça boş vakti olan nazik bir kadın olduğunu sanıyordu. Ancak aynı kişi onun nezaketini suistimal ettiğinde, gerçeğin gün yüzüne çıkmasını sağladım. Annem 73 yaşında. Hâlâ her sabah saat 06:00'da uyanır. Kütüphanede çalıştığı günlerdeki rutini neyse aynısını uygular; yüz kremini sürer, hiçbir yere gitmeyecek olsa bile bir bluz ütüler ve değiştirmeyi reddettiği o kenarı çatlak beyaz demlikte çayını demler. Annem 73 yaşında. Sonra küçük siyah defteriyle masaya oturur ve bir gün önce para harcadığı her şeyi yazar. Süte 40 lira. Bir sakız paketi için 5 lira. Her şeyi not eder: mutfak alışverişi, ilaçlar ve dahası. Şikayet etmez, hiç etmedi. İnsanların onu suistimal edebileceklerini düşünmelerinin sebebi de muhtemelen budur. Süte 40 lira. Komşumuz Ceyda, sokağın hemen karşısında oturuyor. Kendisi 36 yaşında ve onu sürekli "müşteri yemeklerine" ve "strateji toplantılarına" gönderiyor gibi görünen bir reklam ajansında çalışıyor. Bu etkinlikler gizemli bir şekilde hep iş çıkışı eğlence saatlerine denk geliyor. Sürekli bağıran, uyuyan ya da yerinde duramayan üç yaşında Leyla adında bir kızı var. Komşumuz Ceyda, sokağın hemen karşısında oturuyor. Ceyda, bir sabah ben kapının önündeki çiçekleri sularken beni durdurdu. Kucağında, tişörtü üzüm suyu lekesi içinde olan ve bir oyuncak bebeğin ayakkabısını çiğneyen Leyla vardı. "Selam," dedi Ceyda. "Aklıma geldi de, acaba annen haftada birkaç öğleden sonra Leyla’ya bakmak ister mi?" Bir saniye ona baktım. "Çocuk bakıcılığı gibi mi?" "Evet," dedi, sanki çok önemli bir şey değilmiş gibi elini sallayarak. "Sadece şurada burada birkaç saatliğine. Leyla’nın kreşinde personel eksikliği var ve durum tam bir kabusa döndü." "Çocuk bakıcılığı gibi mi?" Bunu doğrudan anneme sorması gerektiğini ama ona çıtlatacağımı söyledim. O akşam yemekte konuyu açtım. "Ne demiş?" diye sordu annem, kaşını kaldırarak. "Çocuk bakıcılığı yapıp yapmayacağını sordu. Birkaç öğleden sonra." Annem duraksadı, isteği tartarken tereddüt ediyor gibiydi. Çayından bir yudum aldı. "Pekâlâ, çok bir şey istemem," dedi. "Sadece hakkım olan neyse o." "Ne demiş?" Ceyda ertesi gün abartılı gülümsemesi ve bir televizyon yıldızı gibi tepesinde toplanmış parlak saçlarıyla bize geldi. Annemin karşısına oturdu ve "Günlük 2500 TL'ye ne dersin? Nakit. Vergi yok, kağıt kürek yok, tatsızlık yok," dedi. Annem kabul etti. Hatta defterine "Ceyda bakıcılık" ve anlaşılan tutarı bile yazdı. Aslında heyecanlıydı! Leyla oynasın diye kırtasiyeden boya kalemleri, meyveli atıştırmalıklar ve hatta çocuklara uygun güvenli bir ayna bile aldı. Annem kabul etti. İlk hafta hiçbir aksilik olmadan geçti. Annem erkenden gitti, her zaman kendi mutfağımızdan hazırladığı bir atıştırmalık çantası ve bir şişe su yanındaydı. Bana "Boyama yapıyoruz" veya "Öğle yemeğinin hepsini yedi" gibi mesajlar gönderiyordu. Hatta ayrılmadan önce Leyla’nın oyuncaklarını bile topluyordu. O Cuma, Ceyda gülümseyerek ve "Tekrar teşekkürler, bu çok işime yaradı" diyerek paranın tamamını verdi. Peki ya ikinci hafta? Ceyda sadece gülümsedi ve "Maaşım yatmadı. Haftaya hallederiz," dedi. Annem sessizce ve nazikçe başını salladığını söyledi. Ona güvenmişti. Bana mesajlar gönderiyordu... Üçüncü hafta, aynı hikaye. Ceyda’nın dediği tek şey "Haftaya söz veriyorum," oldu. Bu sefer, görünüşe göre pişmanmış gibi bile konuşmamış! Annemin anlattığına göre, Leyla’yı kalçasında bir aksesuar gibi tutarken telefonunda bir şeylere bakarak söylemiş bunu! Dördüncü hafta gelip çattığında ve hâlâ ödeme yapılmadığında, annem sonunda konuştu. Bunu sessizce, nazikçe, neredeyse özür diler gibi dile getirdiğini söyledi: "Ceyda, ödeme hakkında bir sormak istemiştim." Üçüncü hafta, aynı hikaye...

devamı sonraki sayfada...


Sonraki



  1. 1
  2. 2