Haber Zamanı

Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
  1. Haber Zamanı
  2. Aile İhaneti ve Hesaplaşma
Önceki
Sonraki


  • İşte Zehra'nın Kazandığı Okul!


Sezaryen ameliyatımdan sonra yeni doğmuş bebeğimi kucağımda tutarken anne babama mesaj attım: "Lütfen, birisi gelip bana yardım edebilir mi?" Annem mesajı gördü. Hiçbir şey söylemedi. Altı gün sonra babam hesabımdan 2.300 lira çekmeye çalıştı. Sonrasında yaptığım şey onların tüm dünyasını başlarına yıktı.

Annem mesajımı okundu bilgisi görünecek şekilde açıp beni ruhen cevapsız bıraktığında hâlâ kanamam vardı. Yeni doğan oğlum göğsümde, minicik ve sıcacık uyuyordu; telefonum ise hayatımda gördüğüm en soğuk sessizlikle parlıyordu.

Sezaryenimden altı saat sonra anestezinin etkisi geçmiş, yerini saf bir yangına bırakmıştı. Aldığım her nefes karnımdaki dikişleri çekiştiriyordu. Hemşire az önce çıkmıştı, oda antiseptik ve bebek maması kokuyordu; eşim Emre ise üç şehir uzaktaydı çünkü babam, onu kendi deposundaki "ailevi acil durumun" bekleyemeyeceğine ikna etmişti.

Ben de aile grup sohbetine mesaj attım.

Lütfen, birisi gelip bana yardım edebilir mi? Ayakta zor duruyorum.

Önce annem okudu.

Sonra babam.

Cevap yok.

On dakika sonra annem Facebook'a bir fotoğraf yükledi: Kuzenimin evlilik yıldönümü yemeğinde kadehler üzerinden gülümseyerek poz veriyordu.

Açıklama: Her zaman önce aile.

Kelimeler bulanıklaşana kadar onlara bakakaldım.

Oğlum hafifçe kıpırdandı. Fısıldadım: "Sorun yok, Umut. Annen yanında."

Ama sesim çatallandı.

Ertesi sabah annem nihayet aradı.

Daha ben "alo" bile diyemeden, "Abartıyorsun," dedi. "Kadınlar her gün çocuk doğuruyor."

"Ben ameliyat oldum."

"Ben de ilgi arsızlığı yapıp sızlanmadan üç çocuk doğurdum."

"Ben hiçbir şey paylaşmadım ki."

"Ölüyorum der gibi mesaj atmışsın."

"Yardıma ihtiyacım vardı."

"Büyümen lazım, Canan."

Sonra arkadan babamın boğuk sesi duyuldu. "Sor bakalım, hastane faturası yansımış mı?"

İçim ürperdi.

Annem sesini alçalttı. "Baban, hesabının şu an muhtemelen karmakarışık olduğunu söylüyor. İşleri idare etmesi için ona izin vermelisin."

"Benim hesabımı mı?"

"E, duygusalsın şu an."

"Aynı zamanda otuz iki yaşındayım."

"Ve hâlâ fevrisin," diye tersledi. "Seni kimin büyüttüğünü unutma."

Hiçbir şey söylemedim. Umut'un parmağıma dolanmış kusursuz yumruğuna baktım ve içimde derin bir yer tamamen buz kesti.

Bana her zaman zayıf derlerdi. Hassas. Nankör. İyi bir adamla evlendiği ve uyum hukuku alanında "şirin, küçük bir iş" bulduğu için "şanslı olan" kız evlat.

Şirin.

Gerçekte ne iş yaptığımı bir kez bile sormamışlardı.

Altı gün sonra, yatakta bir elimle Umut'un altını değiştirirken diğer elimle dikişlerimi tuttuğum sırada, banka uygulamamdan bir şüpheli işlem uyarısı geldi.

Para çekme girişimi: 2.300 lira. Yer: Batıyakası Yatırım Bankası.

Yetkili kullanıcı: Murat Özkan.

Babam.

Sessizce, kendime doğru bir kez güldüm.

Komik olduğu için değil.

Sonunda, her bir çıkışını ezbere bildiğim bir odaya adım attığı için.

Bölüm 2

Onu hemen aramadım.

Benim hakkımda hiçbir zaman anlamadıkları ilk şey buydu. Ben parlamazdım. Belgelerdim.

Şüpheli işlem uyarısının ekran görüntülerini aldım. Hesap erişim kayıtlarını indirdim. Bankayı aradım ve mevzuatların isteğe bağlı olduğunu düşünen şirket yöneticilerini sorgularken kullandığım o sakin ses tonuyla konuştum.

"Tüm harici erişimleri dondurun," dedim. "İşlem yapmaya çalışan kullanıcıya henüz bilgi vermeyin. Şubedeki kamera kayıtlarının korunmasına ihtiyacım var."

Müdür tereddüt etti. "Polise şikayette bulunacak mısınız?"

"Evet."

Yıllar önce, ben on dokuz yaşındayken ve anne babaların boğazınıza dolanan eller değil de birer güvenli ağ olduğunu düşünecek kadar safken, babam hesabımda yetkili imza sahibiydi. Onu yirmi dört yaşımdayken çıkarmıştım. Daha doğrusu, gerekli evrakları teslim etmiştim.

Görünüşe göre, kasabadaki küçük şubede çalışan biri bu işlemi hiçbir zaman sisteme işlememişti.

Bu hata onlara pahalıya patlayacaktı.

Öğlen saatlerinde babam aradı.

"Beni rezil ettin," diye kükredi.

Sanki tüm gökyüzü sonunda bir taraf seçmiş gibi yağmur camdan süzülürken, ben pencerenin kenarında Umut'u sallıyordum.

"Ne yaptım ki?"

"Beni hesaptan engellemişsin."

"Benim banka hesabımdan mı?"

"Üslubuna dikkat et. Bir şeyi kontrol ediyordum."

"2.300 lira çekmeye çalışmışsın."

"Bize bundan daha fazlasını borçlusun."

Oğluma baktım. Ağzı uykulu bir iç çekişle açıldı.

"Ne için?"

"Seni büyüttüğümüz için. Düğünün için. Annenin, sen bizden üstünmüş gibi davrandığın için ağladığı her an için."

Sonra annem telefonu elinden kaptı.

"Annelik seni özel mi kılıyor sanıyorsun?" diye tısladı. "Bir de herkesin sana tapmasını talep etmeden yapmayı dene bakalım."

"Ameliyattan sonra sadece yardım istedim."

"Sen acınmak istedin."

Ellerim titrese de gülümsedim. "Babam imzamı mı taklit etti?"

Sessizlik.

Sonra babam tekrar hatta girdi, sesi daha kısıktı. "Dikkatli ol, Canan."

Her aile yemeğinin, her bayram gülümsemesinin altında yatan tehdit buydu işte. Dikkatli ol, yoksa sevgimizi elinden alırız. Dikkatli ol, yoksa herkese senin dengesiz olduğunu söyleriz. Dikkatli ol, yoksa seni kimin var ettiğini hatırlatırız.

Ama Umut tüm denklemi değiştirmişti.

"Çok dikkatli oluyorum," dedim. "Hem de çok."

O akşam teyzem, annemlerin Facebook sayfasından bir ekran görüntüsü gönderdi.

Bazı kız evlatlar, anne babalarını cezalandırmak için doğumu bir silah olarak kullanıyor. Bencilliğin saldırısına uğrayan aileler için dua edin.

Altında yirmi yedi yorum vardı.

Babam da eklemişti: Yaptığımız tüm fedakarlıklardan sonra bize suçlu muamelesi yapıyor.

Her bir kelimeyi kaydettim.

Sonra beş yıldır tuttuğum klasörü açtım.

Bundan haberleri yoktu. Elbette yoktu. Kibirli insanlar izlendiklerini asla hayal edemezlerdi. Anneannemin mirasından aldıkları "borçların" makbuzları... Babamın, "avukatlar işe karışmadan önce" parayı aktardığını itiraf ettiği mesajlar... Annemin, "Babanın neye imza attığını abinin bilmesine gerek yok" diye fısıldadığı bir sesli mesaj...

Ve şimdi de banka kamera kaydı talebi, şüpheli işlem uyarısı ve incelenmeyi bekleyen sahte imzalı para çekme talimatı.

Ertesi sabah Emre eve koşarak geldi. Yatak odasına girdiğinde yüzü solgundu ve öfkeliydi; Umut'u kutsal bir şeymiş gibi kucağına aldı.

"Özür dilerim," diye fısıldadı. "Baban yalan söylemiş. Depoda hiçbir acil durum yokmuş. Binayı su bastığını söylemişti."

"Biliyorum."

Emre'nin çenesi kasıldı. "Ne yapıyoruz?"

Telefonumu ona uzattım.

Ekranda anneme, babama, abime, teyzeme, miras avukatına, bankanın hukuk departmanına ve mali suçlar bürosundan bir komisere gönderilmek üzere hazırlanmış bir e-posta duruyordu.

Konu satırı: Hırsızlık Girişimi ve Miras Dolandırıcılığına İlişkin Belgeler.

Emre yavaşça başını kaldırdı.

Umut'un alnını öptüm.

"Beni çaresiz bırakmak istediler," dedim sessizce. "Ben de kendilerini herkese aynı anda açıklamalarına izin vereceğim."

Bölüm 3

Yüzleşme ailemin mutfağında gerçekleşti, çünkü suçlular tanıdık odaları severler.

Babam, tezgahın yanında pazar günleri giydiği polo yakalı tişörtüyle duruyordu; yüzü kızarmıştı ve ödünç alınmış bir otoriteyle şişinip duruyordu. Annem masada oturmuş, dudaklarını incecik büzmüş, sanki bir sahne performansına hazırlanıyormuş gibi telefonunu kaydırıyordu. Abim Adem ise bitkin ve kafası karışmış bir halde buzdolabına yaslanmıştı.

"Bizi buraya niye topladı anlamıyorum," dedi annem. "Doğum yapalı altı gün oldu ama şimdiden olay çıkarıyor."

Umut'un ana kucağını Emre'nin yanına koydum ve ayakta kaldım.

Babam bıyık altından güldü. "Çok yorgun görünüyorsun, tatlım."

"Yorgunum."

"Belki de bu küçük hukuki krizin için doğru zaman değildir."

Masanın üzerine bir klasör bıraktım.

Oda sessizliğe büründü.

Annem acı bir kahkaha attı. "Ve bunun tam olarak ne olması gerekiyor?"

"Delil."

Babamın gülümsemesi yüzünde dondu.

Klasörü açtım.

"Birinci sayfa: Doğum yaptıktan altı gün sonra kişisel hesabımdan para çekme girişimi. İkinci sayfa: Bankanın, babamın yetkili imza sahipliğinden sekiz yıl önce çıkarıldığına dair onayı. Üçüncü sayfa: Üzerinde sahte imzamın bulunduğu para çekme talimatı."

"Bu sahtekarlık değil," diye çıkıştı babam. "Ben senin babanım."

"Bu hukuki bir savunma değil."

Adem buzdolabından doğrularak öne çıktı. "Dur bir dakika. Ne para çekmesi?"

Annem elini umursamazca salladı. "Saf olma. Kız kardeşin abartıyor."

Abime döndüm. "Dördüncü sayfa: Anneannemin miras defteri. Beşinci sayfa: Miras tespiti yapılmadan üç gün önce babamın adına düzenlenmiş 18.000 liralık banka çeki. Altıncı sayfa: Annemin bana bunu sana söylemememi tembihlediği sesli mesaj."

Annemin yüzündeki tüm renk çekildi.

Adem ona bakakaldı. "Siz ne yaptınız?"

Babam elini tezgaha vurdu. Umut irkildi. Emre gözleri çelik gibi soğuk bir şekilde öne çıktı.

"Elini indir," dedi.

Babam ise beni işaret etti. "Seni nankör küçük cadı. Bu aileyi yıkabileceğini mi sanıyorsun?"

"Hayır," diye cevap verdim sakince. "Siz onu zaten kendiniz yıktınız."

Kapı zili çaldı.

Annem fısıldadı: "Kim o?"

Doğrudan babamın gözlerinin içine baktım. "Sonuçlar."

İçeri önce komiser girdi. Arkasından miras avukatı ve Batıyakası Yatırım Bankası'ndan bir temsilci geldi. Babamın kibri o kadar gözle görülür bir şekilde kırıldı ki bu neredeyse büyüleyiciydi.

Komiser, "Murat Özkan?" diye sordu.

Babam bir adım geri çekildi. "Bu ailevi bir mesele."

Komiser elimdeki klasöre göz attı. "Artık değil."

Annem o an ağlamaya başladı ama sessizce değil. Öfkeyle. Şahitlerin kendilerini suçlu hissetmelerini sağlamak için yapılan o ağlamalardan biriydi bu.

"Canan," diye hıçkırdı. "Lütfen. Biz senin anne babanız."

Kesinlikle hiçbir şey hissetmedim.

"Ben hastane yatağında yatıp yardım isterken de anne babamdınız."

Ağzı açıldı.

Ama tek bir kelime bile çıkmadı.

Yıkım hızlı oldu.

Banka, imza yetkisinin kaldırılmasını sisteme işlemediklerini kabul ettikten sonra meseleyi sessizce tazminatla kapattı. Para, Umut'un eğitim fonuna aktarıldı. Babam dolandırıcılığa teşebbüsle suçlandı ve mahkemeye çıkmamak için sonradan suçunu itiraf etti. Miras soruşturmasında o kadar çok kayıp para ortaya çıktı ki Adem ile bana olan borcunu ödemek için o çok sevdiği göl evini satmak zorunda kaldı.

Annem ise en çok değer verdiği şeyi kaybetti: Seyircilerini.

Ben hiçbir şey paylaşmadım.

Buna ihtiyacım yoktu.

Mahkeme kayıtları, Facebook açıklamalarının asla başaramayacağı şeyi yaptı. Alkış dilenmeden gerçekleri anlattı.

Altı ay sonra, güneş doğarken verandada oturuyordum; Umut omzumda uyuyordu. Emre bana kahve getirdi ve başımın üstünü öptü.

"Hiç pişmanlığın var mı?" diye sordu.

Kasabanın diğer ucunda, anne babam, bir zamanlar o zalimce paylaşımların hepsini beğenen akrabaları tarafından görmezden gelinerek kiralık bir dairede yaşıyorlardı.

Gökyüzünün altın rengine dönüşünü izledim.

"Hayır," dedim.

Hayatımda ilk kez kimse başıma bir minnet borcu kakmıyordu. Kimse bana zayıf demiyordu. Kimse acımı okuyup da sessizlikle cevap vermiyordu.

Oğlum sıcacık ve güvende kıpırdandı.

Onu kendime daha yakın tuttum.

Ve sonunda, sessizliğin yerini huzur aldı.


Önceki Sonraki



  1. 1
  2. 2
  3. 3