“Ne olursa olsun kapıyı açma,” dedi Nevra. “Çünkü dışarıdaki kişi, annenin yıllardır öldüğünü sandığın biri…”
Bir an ne söylediğini anlayamadım.
Kapının arkasından yeniden üç sert vuruş duyuldu.
Tak.
Tak.
Tak.
Odadaki sessizlik öylesine ağırlaşmıştı ki kendi kalp atışlarımı duyabiliyordum. Nevra bileğimi bırakmıyor, gözlerini kapıdan ayırmıyordu.
“Kim var orada?” diye sordum.
Nevra başını hızla çevirdi.
“Sesini alçalt.”
“Nevra, düğün gecemizde bana annemle ilgili bir sırdan söz ediyorsun. Kapının arkasında da ölü sandığımız birinin olduğunu söylüyorsun. Benden sakin olmamı bekleyemezsin.”
Nevra gözlerini kapattı.
“Biliyorum.”
Kapının ardından bu kez yaşlı bir erkek sesi duyuldu.
“Nevra… Benim. Kapıyı aç.”
Boğazım düğümlendi.
Bu sesi hayatımda yalnızca birkaç kez duymuştum.
Ama unutmak mümkün değildi.
Çünkü çocukken annemin eski kasetlerinden birinde aynı ses vardı.
Annem bir doğum günü görüntüsünü izlerken bana, “Bu senin dayın Cemal,” demişti.
Cemal Dayı’nın ben daha doğmadan yıllar önce bir trafik kazasında öldüğünü anlatmıştı.
Nevra kapıya doğru bir adım attı.
“Git buradan,” dedi.
Dışarıdaki adam cevap verdi.
“Artık çok geç. Baran gerçeği öğrenmek zorunda.”
Kapıya yöneldim ama Nevra önüme geçti.
devamı sonraki sayfada...

