Haber Zamanı

Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
  1. Haber Zamanı
  2. 60.yaş günüm
Sonraki


  • İşte Zehra'nın Kazandığı Okul!


60 yaşına girmenin, dolu bir sofra ve tanıdık seslerle sarmalanmış sıcak bir his olacağını sanmıştım. Aksine, ev haddinden fazla sessiz kaldı, yemekler soğudu ve geçen her dakika boş sandalyelerin gürültüsü daha da arttı. Kapı nihayet çalındığında, gelen ses hiç de aileden birine ait gibi değildi. yaş günüm için altı çocuğumun gelmesini tam dört saat bekledim. Yedi kişilik servis açılmış bir masada, umut dolu bir mideyle sessiz bir evde oturmak için dört saat çok uzun bir süre. Üstelik tamamen yapayalnız. Babalarıyla evlendiğimde hep büyük bir aile istediğini söylerdi. "Şen şakrak bir ev," derdi gülerek. "Hiç boş kalmayan bir sofra." On yıl içinde altı çocuğumuz oldu. Mert, Can, Kerem, Arda, Selin ve Elif. Dört oğlan, iki kız; duvarları sarsmaya yetecek kadar gürültü. Sonra bir gün babaları bu gürültünün kendisine fazla geldiğine karar verdi. İnternette bir kadınla tanıştı. Yurt dışında. Birkaç ay içinde valizini topladı ve "kendini bulması gerektiğini" söyleyerek çekip gitti. Hepsinin en sevdiği yemekleri pişirdim. Masayı yedi kişi için hazırladım. En güzel tabaklarımı çıkardım. Geceye önem verdiğimi hissettirmek için özenle ütülediğim kumaş peçeteleri koydum. Saat dörtte, bir çocuk gibi jaluzilerin arasından dışarıyı dikizledim. Beş gibi aile grubuna mesaj attım: "Dikkatli sürün." Selin'den üç nokta göründü, sonra kayboldu. Mesaj gelmedi. Altıda Mert'i aradım. Telesekreter. Can. Telesekreter. Kerem. Telesekreter. Elif. Telesekreter. Arda. Telefonu kapalıydı, çalmadı bile. Yedide yemekler soğudu. Sekizde mumlar azaldı. Dokuzda masanın başköşesine oturdum ve altı boş sandalyeye bakakaldım. Kendi kendime fazla dramatik olduğumu söylemeye çalıştım. Ama bu sessizlik kişisel bir saldırı gibi hissettiriyordu. O sabah ütülediğim peçeteye hıçkırarak ağladım. Sonra kapı çalındı. Dostça bir vuruş değildi. Sert, resmi bir vuruştu. Yüzümü hızla sildim ve kapıyı açtım. Verandada bir polis memuru duruyordu. Genç, traşı düzgün, ciddi. "Leyla Hanım siz misiniz?" diye sordu. Boğazım düğümlendiği için sadece başımı sallayabildim. Katlanmış bir not uzattı. "Bu sizin için." Üzerinde ismim yazıyordu. El yazısı ellerimi uyuşturacak kadar tanıdıktı. Arda. Tam orada, kapı ışığının altında notu açtım. Anne, kimseyi arama. Soru sorma. Sadece bu memuru dinle ve arabaya bin. "Burada ayrıntıları konuşamam," dedi memur. Bir an nefes alamadım. Arda benim en haşarı çocuğumdu. Telefonum geç çaldığında endişelendiğim tek kişi oydu. Memur ifadesiz bir sesle, "Hanımefendi, benimle gelmeniz gerekiyor," dedi. Panik içinde yüzüne baktım. "Oğlum yaşıyor mu?" Gözlerini yarım saniye kaçırdı, sanki bir sır biliyor ama ağzından kaçırmak istemiyor gibiydi. "Lütfen," diye fısıldadım. "Arda yaşıyor mu?" Yutkundu. "O her şeyi açıklayacak." Evime son bir kez baktım. Masa hazırdı. Yemekler bekliyordu. Mumlar sönmek üzereydi. "Çocuklarımın burada olması gerekiyordu," dediğimi duydum. Duraksadı. "Üzgünüm." Yine de Mert'i aramalıydım. Ama onun yerine hırkamı kaptım, alışkanlıkla kapıyı kilitledim ve ekip otosuna bindim. Arka koltuk dezenfektan ve eski bir korku gibi kokuyordu. Kapı, midemi ağzıma getiren ağır bir klik sesiyle kapandı. Memur şoför koltuğuna geçti ve sürmeye başladı. "Nereye gidiyoruz?" diye sordum. "Sadece oğlumun iyi olup olmadığını söyle." "Uzak değil." "Uzak değil ama neresi?" Dikiz aynasından bana baktı. "Güvenli bir yere." "Neye karşı güvenli?" Sesim yükseldi. "Arda yaralandı mı? Bir şey mi yaptı?" "Hanımefendi," dedi sakince. "Lütfen." "Bana 'lütfen' deyip durma. Sadece oğlum iyi mi onu söyle." Durdu. "Cevapları birazdan alacaksınız. Söz veriyorum." Telefonum titredi. Mert'ten bir mesaj: "Anne, lütfen korkma. Sadece bize güven." Bize güven. Dört saatlik sessizlikten sonra... Geri yazdım: "NEREDESİNİZ?" İletildi ama okunmadı. Memurun ensesine bakakaldım. "Çocuğumu tanıyorsun." Hemen cevap vermedi. Sonra sessizce, "Evet efendim," dedi. Kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu. "Tehlikede mi?" "Hayır." "O zaman neden polis arabasındayım?" Yanlış bir şey söylememeye çalışarak nefes verdi. "Sadece dayanın." Polis memuru bir otoparka girdi. Tanıdığım bir mahalle konağıydı. Çocuklarımı desteklemek için sert banklarda oturduğum yer. Her zaman harika vakit geçirirdik. Bu manzara pek çok mutlu anıyı canlandırdı ama endişemi dindirmeye yetmedi. Önde arabalar park edilmişti. Tanıdığım arabalar. Mert'in cipi. Selin'in arabası. Can'ın kamyoneti. Ağzım kurudu. "Bu ne?" Memur park etti ve gelip kapımı açtı. Elini uzattı. Onu görmezden geldim ve titreyen bacaklarımla kendim indim. Beni girişe doğru yönlendirdi. Durup, "Eğer bu bir çeşit şakaysa..." dedim. "Değil." Göğsüm sıkıştı. Umut ve öfke birbirine karıştı. Kapıyı açtı. Işıklar aniden yandı. "İYİ Kİ..." diye başladı Can, sonra benim yüz ifademle donup kaldı. Mert'in yüzünde anında suçlu bir ifade belirdi. Selin'in bakışları derin bir endişeye dönüştü. Elif ağzını kapattı. Kerem'in beti benzi attı. Pankartta "İYİ Kİ DOĞDUN ANNE" yazıyordu. Balonlar, süsler... Pahalı görünen bir pasta. Ve beş çocuğum, sanki bir şakanın sonunu bekliyormuş gibi orada dikiliyorlardı. Çok hareketsiz durdum. Sonra sesim kısık ama sert çıktı. "Demek hepiniz buradaydınız." Mert hızla öne atıldı. "Anne, bekle." "Dört saat bekledim," dedim. "Dört saat." Can lafa girdi: "Seni görmezden gelmiyorduk. Sürpriz yapmak istedik. Seni Arda alacaktı. Bu gece işi vardı, biz de o gelmeden burayı hazırladık." "Arda nerede?" Elif'in gözleri doldu. "Biz sandık ki..." Selin çıkıştı: "Neden yanında polis var? Ne oldu?" Yüzlerine tek tek baktım. "O masada tek başıma oturdum," dedim. "Bir aptal gibi." Mert'in yüzü asıldı. "Anne, sürpriz olsun istedik. Arda alma işini halledeceğini söylemişti." Kalp atışlarımın tekrar hızlandığını hissettim. Memura döndüm, sesim yine yükseliyordu. "Oğlumdan bir not verdiniz bana. Beni buraya getirdiniz. O nerede?" Memur ağzını açtı, sonra kapattı. Ellerim yumruk oldu. "Oğlum nerede?" Farlar pencereleri taradı. Otoparka başka bir polis arabası girdi. Oda o kadar hızlı sessizleşti ki kulaklarımda bir basınç hissettim. Araba durdu. Kapı açıldı. Ayak sesleri... Ve sonra Arda içeri girdi. Polis üniforması içinde. Göğsünde rozetiyle. Can, "Yok artık," dedi. Selin fısıldadı: "Arda..." Elif boğuk bir ses çıkardı. Kerem sadece baktı. Arda sanki bir fırtınaya giriyormuş gibi iki elini de kaldırdı. "Tamam. Kimse beni öldürmeden önce... Doğum günün kutlu olsun anne."

devamı sonraki sayfada...


Sonraki



  1. 1
  2. 2