Haber Zamanı

Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
  1. Haber Zamanı
  2. 50 kilometre
Sonraki


  • İşte Zehra'nın Kazandığı Okul!


Jülide’nin kocası onu ıssız bir yol kenarında terk ettiğinde, dünyasının başına yıkıldığını sanmıştı. Ancak banktaki zarif yabancının başka planları vardı. Gizemli bir söz ve siyah, lüks bir Mercedes ile bu kadın, Jülide’nin en karanlık anını kocasının hayatındaki en büyük hataya dönüştürmesine yardım edecekti. Peki ama aklında tam olarak ne vardı? On iki yıl önce Nihat ile tanıştığımda, sanki piyangodan büyük ikramiye çıkmış gibi hissetmiştim. Sıcak bir Cumartesi öğleden sonrası, bir arkadaşımızın bahçesindeki mangal partisinde tanışmıştık. Bana içecek bir şeyler uzatmış, yamuk duran güneş gözlüğümle ilgili şaka yapmıştı ve o gecenin sonunda artık ayrılmaz bir ikili olmuştuk. Romantik komedi filmlerindeki o mükemmel anlardan biri gibiydi; hani insana kadere inanması gerektiğini hissettiren türden. İki yıl sonra, dostlarımız ve ailemizle çevrili küçük bir törenle evlendik. Üç yıl sonra Elif dünyaya geldi, iki yıl sonra da Leyla aramıza katıldı. Kızlarım şu an yedi ve beş yaşındalar; onlar hayatımın en parlak ışıkları. Bir süre her şey kusursuz gitti. Küçük bir ailemiz ve huzurlu bir yuvamız vardı. Ancak Leyla doğduktan sonra Nihat’ta bir şeyler değişti. İlk başlarda yavaş yavaş oldu, sanki bir ışığın sönüşünü izlemek gibiydi. Bana karşı mesafeli davranmaya başladı; sanki karısı olmaktan çıkmış, yanından fark etmeden geçip gittiği herhangi bir eşyaya dönüşmüştüm. Sonra o sert çıkışlar başladı. Eğer çöpü çıkarmayı unutursam, "Bütün gün vaktin vardı Jülide, tam olarak ne yapıyordun?" derdi. Kızlar oyun oynarken evi dağıtırsa, "Tepende yürümelerine izin veriyorsun. Hiç disiplin yok," olurdu. Yemek yeterince sıcak değilse ya da yanlış marka deterjan kullandıysam, konu bir şekilde dönüp dolaşıp benim suçum olurdu. Kısa süre sonra kavgalarımız mayın tarlasında yürümek gibi hissettirmeye başladı. Tek bir yanlış adım, tek bir yanlış kelime ve güm! Günlerce parçaları toplamak zorunda kaldığım bir patlama daha. O malum gün, kayınvalidemlerin evinden dönüyorduk. Her zamanki gibi gergin bir ziyaret olmuştu. Kızlar sonunda arka koltukta uyuyakalmış, küçük başları birbirine yaslanmıştı. Belki, sadece belki bu sefer bir olay çıkmadan eve varabiliriz diye düşündüm. Belki huzurlu bir akşam geçirebilirdik. Sonra evden yaklaşık 50 kilometre uzaktaki bir benzinlikte durduk ve benden marketten kendisine bir sandviç almamı istedi. Hardal kalmamıştı. Hepsi bu. Sadece hardal. Geri gelip ona bunu söylediğimde, sanki tüm gününü şahsen mahvetmişim gibi bana baktı. Çenesi kasıldı ve gözlerinin ardındaki o tanıdık öfkenin biriktiğini görebiliyordum. "Tabii ki bunu da yüzüne gözüne bulaştırırdın," diye mırıldandı; açık camdan kasiyerin duyabileceği kadar yüksek bir sesle. Utançtan yanaklarım yanarken olayı şakaya vurmaya çalıştım. "Nihat, sordum. Bitmiş işte. Abartılacak bir şey değil." Ama o daha da bağırmaya başladı. Yol boyunca devam etti; geçtiğimiz her kilometrede sesi daha da yükseliyordu. Dikkatsiz. Tembel. İşe yaramaz. Kelimeler, artık düzgün nefes alamayana kadar göğsüme taş gibi yığıldı. Ve sonra, Migros'un park yerinin hemen dışında frenlere öyle bir asıldı ki emniyet kemerim kilitlendi. Daha ne olduğunu bile anlayamadan üzerime doğru uzanıp kapımı açtı. Yüzündeki ifade buz gibiydi. "İn aşağı," dedi. "Ne? Nihat, evden 50 kilometre uzaktayız. Kızlar—" "Arabadan in Jülide. Eve nasıl dönersen dön, bol şans." Gülümsemesini, şaka yaptığını söylemesini bekleyerek ona baktım. Ama yapmadı. Emniyet kemerimi çözerken ve kaldırıma adım atarken ellerim titriyordu. Tek bir kelime daha edemeden, uyuyan kızlarıma son bir kez bakamadan kapıyı çarptı ve gaza bastı. Lastikler asfaltın üzerinde çığlık attı ve arka farları, sanki benden yeterince hızlı kaçamıyormuş gibi yolun aşağısında kayboldu. Öylece kaldırımda donakalmış bir halde durdum. Arabalar geçiyordu, sürücüler dönüp bakmıyordu bile. Öğleden sonra güneşi omuzlarımı yakarken, büyüyen bir panikle hiçbir şeyim olmadığını fark ettim. Cüzdan yok. Telefon yok. İçinde her şeyimin olduğu çantamı arabada bırakmıştım. Sonunda bacaklarımın dermanı kesildi ve otoparkın kenarındaki sallanan ahşap bir banka çöktüm. Göğsüm sıkışıyor, boğazım dökmemek için direndiğim gözyaşlarıyla düğümleniyordu. Buraya nasıl gelmiştim? Hayatım nasıl bu hale gelmişti?

devamı sonraki sayfada...


Sonraki



  1. 1
  2. 2