43 YAŞINDA DULDUM, KÖYÜN AĞASIYLA EVLENDİM — İLK GECEDEN BANA SÖYLEDİĞİ ŞEY, BU EVLİLİĞİN SANDIĞIM GİBİ OLMADIĞINI ANLAMAMA YETTİ...
Kırk üç yaşındaydım.
Dul kalalı altı yıl olmuştu.
Kocamı bir trafik kazasında kaybettikten sonra bir daha evlenmeyi hiç düşünmemiştim. Köyün kenarındaki küçük taş evimde tek başıma yaşıyor, bahçemde yetiştirdiğim sebzeleri pazarda satarak geçimimi sağlıyordum.
Benim adım Neriman.
Köyde herkes beni sakin, kendi halinde bir kadın olarak tanırdı. Kimsenin işine karışmaz, kimseyi de hayatıma fazla yaklaştırmazdım.
Ta ki Rasim Ağa bir akşam kapımın önünde belirene kadar.
Rasim, çevredeki köylerde bile adı bilinen bir adamdı.
Geniş tarlaları, hayvan sürüleri, büyük bir konağı vardı. Elli yaşlarının başındaydı. Sert bakışlı, az konuşan, girdiği yerde insanların ister istemez sustuğu türden biriydi.
Karısını yıllar önce kaybetmişti.
Çocuğu da yoktu.
O akşam kapımda durup doğrudan,
“Seninle evlenmek istiyorum Neriman,” dediğinde, elimdeki su kovasını neredeyse yere düşürüyordum.
Gülüp geçeceğini düşündüm.
Ama yüzünde zerre şaka yoktu.
“Beni tanımıyorsun bile,” dedim.
“Tanıyorum.”
“Nasıl?”
“Altı yıldır seni görüyorum.”
Bu cevap içimi tuhaf bir şekilde ürpertti.
Meğer pazarda, çeşme başında, köy düğünlerinde defalarca karşılaşmışız. Ben farkında bile değilmişim.
Teklifini önce reddettim.
Fakat Rasim ısrar etmedi.
Sadece,
“Düşün. Konağıma hizmetçi değil, eş arıyorum,” dedi.
Sonra çekip gitti.
Günlerce o cümleyi düşündüm.
Yalnızlık insana zamanla alışkanlık gibi geliyor. Ama geceleri evin duvarları sessizleştiğinde insan bazı gerçeklerden kaçamıyor.
Ben de yorulmuştum.
Tek başına güçlü görünmekten, hastalandığımda kendi çorbamı yapmaktan, kötü bir rüyanın ardından konuşacak kimse bulamamaktan...
Bir ay sonra Rasim'in teklifini kabul ettim.
Köy ayağa kalktı.
“Rasim Ağa neden Neriman'ı seçti?”
“Bu yaşta evlilik mi olur?”
“Kesin arazisi için aldı.”
Arkamdan söylenenleri duyuyordum.
devamı sonraki sayfada...

