Avukat belgeleri masaya koydu.
"Murat Bey, eşiniz adına ihtiyati tedbir başvurusu bugün mahkeme tarafından kabul edildi. Ortak mal varlığının hiçbir kısmını devredemezsiniz."
Murat'ın dizlerinin bağı çözüldü.
Sandalyeye oturdu.
Selin ise şaşkınlık içinde ona baktı.
"Sen bana bütün şirketin sana ait olduğunu söylemiştin."
Murat başını eğdi.
İlk kez kendinden emin görünmüyordu.
İş ortaklarından biri sert bir sesle konuştu.
"Yarın ilk iş bağımsız denetim başlatıyoruz."
Bir diğeri ekledi.
"Eğer anlatılanlar doğruysa ortaklığımız burada biter."
Selin sessizce çantasını aldı.
"Murat... Ben yalancı biriyle yaşayamam."
Murat kolundan tutmaya çalıştı
"Gitme."
Kadın elini çekti.
"Karısını aldatan, beni de bir gün aldatır. Üstelik bana da yalan söyledin."
Hiç arkasına bakmadan restorandan çıktı.
Murat bu kez bana döndü.
"Gül, beni affet."
Kırk yıl boyunca bana ilk kez ismimi böyle çaresiz söylemişti.
Eskiden olsa belki gözyaşı dökerdim.
Ama artık içimde ağlayacak hiçbir şey kalmamıştı.
Ayağa kalktım.
Masadaki evlilik yüzüğümü çıkardım.
Önüne bıraktım.
"Bugün beni kaybetmedin Murat."
Şaşkın gözlerle yüzüme baktı.
"Sen aslında yıllar önce vicdanını kaybetmişsin. Bugün sadece bunun bedelini ödüyorsun."
Salondakiler sessizce bizi izliyordu.
Çocuklarım yanıma geldi.
Üçü de bana sarıldı.
Torunlarım ise ne olduğunu tam anlayamasalar da etrafımı çevirmişti.
O an ilk kez yalnız olmadığımı hissettim.
Aradan dokuz ay geçti.
Boşanma davası sonuçlandı.
Mahkeme, gizlenen para transferleri ve usulsüz işlemler nedeniyle Murat'ın taleplerini reddetti.
Ortak mallar adil şekilde paylaştırıldı.
Şirket yönetiminden de çıkarıldı.
Hakkında ayrıca mali suçlarla ilgili soruşturma açıldı.
Ben ise yıllardır ertelediğim hayata başladım.
Arkadaşlarımla seyahat ettim.
Resim kursuna yazıldım.
Torunlarımla daha fazla vakit geçirdim.
Sabahları aynaya baktığımda artık ihanete uğramış bir kadın değil, yeniden ayağa kalkmış güçlü bir insan görüyordum.
Bir gün Elif bana çay uzatırken gülümsedi.
"Anne, o gece zarfı vermekten hiç korkmadım."
"Neden?"
"Çünkü sen bize hep doğru olmayı öğrettin. Doğru bazen geç gelir ama mutlaka gelir."
Pencereden dışarı baktım.
Güneş yavaşça batıyordu.
Kırk yıllık bir evlilik bitmişti.
Ama benim hayatım bitmemişti.
O gece anladım ki insanı yıkan ihanet değildir.
İhanetten sonra ayağa kalkamayacağını sanmasıdır.
Ben ayağa kalktım.
Çünkü gerçek mutluluk, sizi değersiz gören birinin yanında kalmakta değil; kendinize yeniden değer vermeyi öğrenmektedir.
Ve bazen bir insanın kurduğu bütün yalanları yıkmaya, gerçekten de tek bir zarf yeter.
Önceki

Önceki