“Hanımefendi, bu seyahatle ilgili sizin bilmediğiniz bir şey var.”
Bir anda içime tarif edemediğim bir korku çöktü.
Otel müdürü elindeki koyu lacivert kutuyu bana doğru uzatırken yüzündeki ifade değişmedi.
Arkamda Mina ile Atlas yatağın üzerinde oturmuş, sessizce bizi izliyordu.
Kalbim hızla çarpmaya başladı.
“Ne demek istiyorsunuz?” diye sordum.
Adam önce çocuklara baktı, sonra sesini alçalttı.
“Bunu size burada anlatmam doğru olmaz. Kutuyu açmanız gerekiyor.”
Ellerim titreyerek kutuyu aldım.
Üzerinde hiçbir isim yoktu.
Sadece küçük, beyaz bir zarf yapıştırılmıştı.
Zarfın üzerinde şu yazıyordu:
Mina ve Atlas’ın annesine.
Otel müdürü geri çekildi.
“Bir şeye ihtiyacınız olursa resepsiyondayım.”
Ardından kapıyı kapatıp gitti.
Birkaç saniye boyunca olduğum yerde kaldım.
Atlas merakla sordu:
“Anne, içinde ne var?”
“Bilmiyorum canım.”
Mina hafifçe gülümsedi.
“Belki sürprizdir.”
Kutuyu masanın üzerine koydum.
Kapağını kaldırdığımda önce bir anahtar gördüm.
Altında küçük bir taşınabilir bellek ve katlanmış uzun bir mektup vardı.
Mektubu elime aldığım anda yazıyı tanıdım.
Babamın yazısıydı.
Rıza’nın.
Boğazım düğümlendi.
Mektubu açtım.
“Canım kızım,” diye başlıyordu.
“Bunu okuyorsan çocukları denize getirmişsin demektir. Sana söylediğim paranın benim birikimim olduğunu biliyorum. Ama bu, gerçeğin tamamı değildi.”
Bir anda nefesimi tuttum.
Okumaya devam ettim.
“Yaklaşık üç ay önce biri beni aradı. Çocukların durumunu bildiğini söyledi. Önce konuşmak istemedim. Sonra bana geçmişinizle ilgili bazı şeyler anlattı.”
Satırlar ilerledikçe ellerim daha fazla titriyordu.
devamı sonraki sayfada...

