“Umarım aradığını bulursun.”
“Bulacağım,” dedim.
O konuşmadan sonra içimde tuhaf bir huzur oluştu.
Aylar geçti. Bahar geldi. Köyün girişindeki eski evlerden birinin boşaltıldığını öğrendim. Evi kiralayıp küçük bir dikiş atölyesine çevirmeye karar verdim. Çocukluğumdan beri elim yatkındı. Önce köy kadınlarına ufak tefek işler yapmaya başladım.
Sonra işler büyüdü.
Kadınlar gelip benimle oturuyor, çay içiyor, konuşuyordu. Evimin sessizliği yavaş yavaş değişmeye başladı
Bir gün kapım çaldı.
Gelen Gülizar'dı.
Elinde iki tabak yemek vardı.
“Bunları senin için yaptım,” dedi.
Gülümsedim.
“Artık yalnız değilim,” dedim.
“Biliyorum,” diye karşılık verdi.
Akşam olup herkes gittikten sonra evimde tek başıma kaldım. Eskiden aynı sessizlik beni boğardı. O gece ise pencereyi açıp köyün serin havasını içime çektim.
Yatak yine boştu.
Ama bu kez içim yanmıyordu.
Çünkü sonunda anlamıştım: Bir kadının değerli olduğunu hissetmesi için mutlaka bir erkeğin ona dokunması gerekmiyordu.
Ben yıllarca başkasının sevgisini beklerken kendimi unutmuştum.
O geceden sonra kendime ilk kez yüksek sesle söyledim:
“Ben Asiye'yim. Yalnız olabilirim ama eksik değilim.”
Ve belki de hayatımda ilk kez, bu cümle bana gerçekten yetti.
Önceki

Önceki