“Kocam gecenin ikisinde arka bahçede bir çukur kazıyordu.
Tam o anda battaniyenin içinden çok hafif bir hareket gördüm.
Ve Erdal’ın çukura eğilip fısıldadığı cümleyi duyduğumda, kapıyı açmaya cesaret edemedim…”
“Biraz daha dayan güzelim,” dedi Erdal. “Baban seni burada bırakmayacak.”
Kalbim öyle hızlı çarpıyordu ki nefesimin bile onu ele vereceğinden korktum. Mutfağın karanlığında, perdeyi iki parmağımla aralayıp dışarı bakmayı sürdürdüm. Mavi battaniyenin içindeki şey yeniden kıpırdadı.
Bu kez yanılmadığımdan emindim.
Orada canlı bir şey vardı.
Erdal küreği toprağa sapladı, iki kez daha kazdı. Sonra battaniyeyi dikkatlice çimlerin üzerine bıraktı.
İçimdeki korku bir anda öfkeye dönüştü.
Kapıyı açtım.
“Erdal!”
Kocam olduğu yerde dondu.
Küreği elinden düştü.
Bana döndüğünde yüzünde otuz bir yıllık evliliğimiz boyunca hiç görmediğim bir ifade vardı.
Suçluluk.
Korku.
Ve çaresizlik.
“Sevda…” dedi.
“Battaniyede ne var?”
Cevap vermedi.
Bahçeye indim.
“Ne var onun içinde?”
Erdal önümde durmaya çalıştı.
devamı sonraki sayfada...

