19 yaşındaydım. Köyde herkes beni kilomla tanırdı. Adımı söylemek yerine “şişman kız” diyenler bile vardı. Çocukluğumdan beri insanların bakışlarına, fısıldaşmalarına ve arkamdan yapılan şakalara alışmıştım ama alışmak, acımadığı anlamına gelmiyordu.
Benim adım Gülşen’di.
Babam yıllar önce ölmüştü. Annemle birlikte köyün kenarındaki kerpiç evde yaşıyorduk. Annem geçimini komşuların tarlalarında çalışarak sağlıyor, ben de evde dikiş dikerek ona destek olmaya çalışıyordum. Çok dışarı çıkmazdım. Çünkü meydana indiğimde genç kızların beni süzdüğünü, bazı delikanlıların da birbirlerine dirsek atarak güldüğünü görürdüm.
Bir gün annem eve bembeyaz bir yüzle geldi.
Elindeki tülbendi masanın üzerine bıraktı.
“Gülşen,” dedi. “Seni istemeye gelecekler.”
Önce şaka yaptığını sandım.
“Kim beni isteyecek anne?”
Annem gözlerini kaçırdı.
“Köyün ağası… Ferit Ağa.”
Elimdeki iğne yere düştü.
Ferit Ağa kırk yaşındaydı. Köyün en büyük toprakları ona aitti. Yüzlerce dönüm tarlası, hayvanları, traktörleri, çalışanları vardı. Köyde onun haberi olmadan neredeyse hiçbir iş yapılmazdı.
Ama asıl şaşırdığım şey, böyle bir adamın neden beni istediğiydi.
devamı sonraki sayfada...

