O sabah dondurucu bir soğuk vardı ama beni olduğum yere çivileyen başka bir şeydi; okul servisinin arkasından gelen sessiz bir hıçkırık. Orada bulduğum şey, bir günden çok daha fazlasını değiştirdi.
Ben Kemal, 45 yaşındayım; muhtemelen adını bile duymadığınız küçük bir ilçede okul servisi şoförlüğü yapıyorum. 15 yılı aşkındır bu işi yapıyorum. Ancak, kendi halimde yaptığım küçük bir iyiliğin bu kadar büyük bir şeye dönüşeceğini asla tahmin edemezdim.
Kar kış, keskin rüzgarlar veya sabah sisi demeden, şafak sökmeden kapıyı açmak için gelir, o gıcırdayan sarı devin içine tırmanır ve çocuklar doluşmaya başlamadan önce içeriyi ısıtırdım. Çok gösterişli bir iş değil belki ama helal ekmek kapısı. Ve o çocuklar? Her gün işe gelme sebebim onlar.
Her türden çocuk ve ebeveyn gördüğümü, her şeye şahit olduğumu sanırdım. Ama geçen hafta olanlara hiçbir şey beni hazırlayamazdı.
Geçen Salı, herhangi bir sabah gibi başladı; gerçi soğuk bir başkaydı. İnsanın omurgasına tırmanan, sanki hiç gitmeye niyeti yokmuş gibi kemiklerine yerleşen cinsten bir soğuk. Servis anahtarıyla uğraşırken bile parmaklarım sızlıyordu.
Ellerime sıcak hava üfleyip basamaklardan yukarı atladım, botlarımdaki donu silkelemek için ayaklarımı yere vurdum.
"Hadi bakalım, acele edin çocuklar! Çabuk binin! Bu hava beni bitirecek! Resmen insanın etini ısırıyor! Grrr...!" diye seslendim; sesimi hem otoriter hem de neşeli tutmaya çalışarak.
Çocuklar bindikçe kaldırımda kahkahalar yankılandı. Ceketlerinin önünü iliklemişler, atkıları uçuşarak ve botlarını küçük askerler gibi takırdatarak içeri daldılar; her zamanki tatlı kargaşa işte.
"Çok komiksin Kemal Amca!" diye ince bir ses geldi.
Aşağı baktım. Parlak pembe örgülü saçlarıyla beş yaşındaki küçük Merve, sanki oranın patronuymuş gibi ellerini beline koymuş, basamağın en altında duruyordu.
"Annene söyle de sana yeni bir atkı alsın!" diye takıldı, benim ucu sökülmüş mavi atkıma bakıp gözlerini kısarak.
Eğilip fısıldadım: "Ah tatlım, eğer annem hayatta olsaydı, bana öyle güzel bir tane örerdi ki seninki yanında bulaşık bezi gibi kalırdı! Çok kıskandım." Şakacıktan dudak büktüm.
Kıkırdadı, yanımdan süzülüp yerine geçti ve bir şeyler mırıldanmaya başladı. Bu küçücük diyalog beni, servisin o emektar kaloriferinden ya da ceketimden çok daha fazla ısıtmıştı!
Yakındaki velilere el salladım, trafik görevlisine selam verdim, sonra kapı kolunu çekip yola koyuldum. Bu rutini sevmeye başladım; o cıvıltıları, kardeşlerin aynı anda hem kavga edip hem barışmalarını, çocukların dünyanın sonuymuş gibi fısıldaştıkları o küçük sırları...
Bunun bir ritmi var ve bu bana yaşadığımı hissettiriyor. Zengin değilim elbet. Eşim Leyla bunu bana sık sık hatırlatır zaten.
"Üç kuruşa çalışıyorsun Kemal! Üç kuruş!" demişti daha geçen hafta, elektrik faturasının yükselişini izlerken kollarını kavuşturup. "Faturaları nasıl ödeyeceğiz biz?"
"Damlaya damlaya göl olur," diye mırıldandım.
Pek komik bulmadı!
Ama ben bu işi seviyorum. Çocuklara yardım etmenin huzuru, sofraya her zaman tam ekmek koymasa bile bambaşka.
Sabah çocukları bıraktıktan sonra birkaç dakika içeride kalırım. Ödevler, eldivenler ya da yarım bırakılmış bisküviler kalmış mı diye her koltuk sırasını kontrol ederim.
O sabah, koridorun ortasındayken duydum; en arka köşeden gelen küçük bir hıçkırık. Olduğum yerde donakaldım.
"Hey?" diye seslendim, sese doğru ilerleyerek. "Kimse var mı?"
Oradaydı; sessiz, küçük bir oğlan, herhalde yedi sekiz yaşlarında. Cama yaslanmış büzülmüş, incecik ceketine sıkı sıkı sarılmıştı. Sırt çantası ayaklarının dibinde, dokunulmamış halde duruyordu.
"Koçum? İyi misin? Neden sınıfa gitmedin?"
Gözlerimin içine bakamıyordu. Ellerini arkasına sakladı ve başını iki yana salladı.
"Ben... sadece üşüdüm," diye mırıldandı.
Dizlerimin üzerine çöktüm, bir anda bütün uykum açılmıştı. "Ellerini görebilir miyim evlat?"
Tereddüt etti, sonra yavaşça ileri uzattı. Gözlerime inanamadım. Parmakları morarmıştı; sadece soğuktan değil, uzun süre açıkta kalmaktan. Eklemleri sertleşmiş ve şişmişti!
"Eyvah," diye nefes verdim. Hiç düşünmeden kendi eldivenlerimi çıkarıp onun küçücük ellerine geçirdim. Çok büyük gelmişlerdi ama büyük olmaları hiç olmamasından iyiydi.
"Bak, biliyorum tam olmuyorlar ama şimdilik seni sıcak tutarlar."
Gözleri sulanmış ve kızarmış halde yukarı baktı.
"Seninkiler mi kayboldu?"
Başını yavaşça salladı. "Annemle babam gelecek ay yenisini alacaklarını söylediler. Eskiler yırtıldı. Ama sorun değil. Babam çok çabalıyor."
Boğazımdaki düğümü yutkundum. Ailesi hakkında pek bir şey bilmiyordum ama o sessiz acıyı tanırdım. Elinden bir şey gelmemesinin ve durumu nasıl düzelteceğini bilememenin ne demek olduğunu biliyordum.
"Bak, ben birini tanıyorum," dedim göz kırparak. "Yolun aşağısında bir dükkânı var, dünyanın en sıcak eldivenlerini ve atkılarını satıyor. Okul çıkışı sana bir şeyler kaparım. Ama şimdilik bunlar idare eder. Anlaştık mı?"
Yüzü biraz aydınlandı. "Gerçekten mi?"
"Gerçekten," dedim, omzunu sıkıp saçlarını karıştırarak.
Ayağa kalktı, eldivenler parmak uçlarından palet gibi sarkıyordu. Kollarını boynuma doladı. Bu, kelimelerin anlatabileceğinden çok daha fazlasını söyleyen bir sarılmaydı. Sonra çantasını kaptı ve okul girişine doğru koştu.
O gün her zamanki kahvemi almadım. Lokantaya uğramadım ya da ısınmak için eve gitmedim. Onun yerine birkaç sokak ötedeki küçük bir dükkâna gittim. Lüks bir yer değildi ama sağlam ürünleri vardı.
Dükkân sahibi Canan abla adında nazik bir kadındı; durumu ona anlattım. Çocuklar için kalın bir çift eldiven ve bir süper kahraman kostümünü andıran sarı çizgili lacivert bir atkı seçtim. Cebimdeki son parayı verdim; hiç tereddüt etmedim.
Servise döndüğümde küçük bir ayakkabı kutusu buldum, eldiven ve atkıyı içine yerleştirip şoför koltuğunun hemen arkasına koydum. Üstüne bir not yazdım: "Eğer üşüyorsan, buradan bir şeyler alabilirsin. — Servis şoförün Kemal."
Kimseye söylemedim. Gerek de yoktu. O küçük kutu benim sessiz sözümdü; sesini duyuramayanların yanında olma yolumdu.
O öğleden sonra kimse kutu hakkında bir şey söylemedi ama bazı çocukların durup notu okuduğunu görebiliyordum. Dikiz aynasından izlemeye devam ettim, o çocuğun fark edip etmeyeceğini merak ediyordum.
devamı sonraki sayfada...

