“Onu kapıdan çıkarırsan yıllardır sakladığımız gerçeği de öğrenirsin!”
Annemin bu sözleriyle olduğum yerde donakaldım. Ama sadece bir anlığına. Çünkü kucağımdaki Ege’nin nefesi, annemin sakladığı her sırdan daha önemliydi.
“Öyleyse öğrenirim,” dedim. “Çekil önümden baba.”
Babam kıpırdamadı. Ege'nin yüzüne bakınca dudaklarının soluklaştığını gördüm. Sesim bu kez bağırmaktan çok daha sert çıktı.
“Çekil. Yoksa burada oğluma ne olduğunu herkes öğrenecek.”
Babam kenara çekildi. Kapıyı açıp apartman merdivenlerine yöneldim. Asansörü beklerken karşı daireden emekli hemşire komşumuz Sevim Hanım çıktı. Ege’yi görünce yüzündeki renk çekildi.
“Bu çocuğa ne oldu?”
“Darbe aldı. Nefes almakta zorlanıyor. Telefonumu da vermiyorlar.”
Sevim Hanım hemen kendi telefonundan 112’yi aradı. Görevlinin yönlendirmesiyle Ege'yi mümkün olduğunca az hareket ettirerek ambulansı bekledik. Annem kapının eşiğinde durmuş bizi izliyordu. İlk kez söyleyecek söz bulamıyordu.
Ambulans geldiğinde Ege'yi sağlık ekibine teslim ettim. Oksijen desteği verilirken küçük parmakları elimi aradı.
“Anne, ölür müyüm?” diye fısıldadı.
“Doktorlar sana yardım ediyor, canım. Ben yanındayım.”
O an ona yapamayacağım bir söz vermedim. Sadece elini bırakmadım.
Hastanede çekilen filmler kaburgasında kırık ve akciğeri çevresinde hava birikimi olduğunu gösterdi. Doktor, tedavinin hemen başlatılması gerektiğini söyledi. Ege gözetim altına alınırken bir polis memuru yanıma geldi. Çocuğun nasıl yaralandığını öğrenmek istiyordu.
Her şeyi anlattım. Arda'nın vurduğunu, oğlumun yerde kaldığını, annemin telefonumu aldığını, diğerlerinin yardım çağırmamı engellemeye çalıştığını… Hiçbir ayrıntıyı saklamadım.
devamı sonraki sayfada...

