“Kapıyı açtığımda karşıma çıkan kişi ise, bütün bu oyunun Alperen’in sahte ölümünden çok daha büyük olduğunu gösterdi…”
Kapıyı yavaşça ittiğimde önce aynanın karşısında oturan gelini gördüm.
Sırtı bana dönüktü.
Üzerinde sade ama çok şık bir gelinlik vardı. Saçları ensesinde toplanmış, duvağı omuzlarından aşağıya dökülmüştü.
Elimdeki buketi neredeyse düşürüyordum.
Çünkü aynadaki yansımasını gördüğüm anda onu tanıdım.
Berrin.
Alperen’in eski sevgilisi.
Daha doğrusu, bana söylediğine göre yıllar önce hayatından tamamen çıkmış olan kadın.
Berrin aynadan göz göze geldiğimiz anda yüzünün rengi soldu.
— Şimal?
Arkamdan hızlı ayak sesleri geldi.
Perihan yetişmişti.
Kolumu tutmaya çalıştı.
— Lütfen burada olay çıkartma.
Elimi sertçe çektim.
— Oğlunuz üç ay önce öldü.
Berrin ayağa kalktı.
— Şimal, sakin ol.
O cümleyi duyduğum anda içimde bir şey koptu.
— Bana sakin ol deme! Ben o adamın mezarına üç ay boyunca çiçek götürdüm!
Perihan hemen kapıyı kapattı.
Koridordan kimsenin bizi görmesini istemiyordu.
— Sesini alçalt.
Gülmeye başladım.
Sinirden.
Acıdan.
İnanamadığım için.
— Ne güzel. Üç ay önce oğlunuzu gömerken yeterince sessizdim zaten.
Berrin gözlerini kaçırdı.
— Her şey göründüğü gibi değil.
— O zaman anlat.
Kimse konuşmadı.
— Anlatın!
Perihan sandalye çekip oturdu.
Bir anda olduğundan on yaş daha yaşlı görünüyordu.
— Alperen bunu yapmak istemedi.
— Ama yaptı.
— Mecbur kaldı.
devamı sonraki sayfada...

