Babam, babaannemden kalan banka cüzdanını sanki değersiz bir çöpmüş gibi açık mezarına fırlattı. "Hiçbir işe yaramaz," dedi siyah eldivenlerindeki toprağı silkeleyerek. "Bırakın gömülü kalsın."
Bütün mezarlık derin bir sessizliğe büründü.
Yanaklarımdan aşağı yağmur süzülüyordu; belki de gözyaşlarıydı, emin değildim. Yirmi altı yaşındaydım, üzerimde sahip olduğum tek siyah elbise vardı. Cenaze boyunca babaannemin beni büyüterek "son yıllarını boşa harcadığını" fısıldayan akrabaların arasında duruyordum.
Babam Vedat, on iki yaşımdayken babaannemin evini satmaması için ona yalvardığımda yüzünde beliren o soğuk gülümsemenin aynısıyla bana baktı. "Avukatı duydun," dedi. "Sana o küçük defteri bıraktı. Para değil, tapu değil. Sadece bir defter. Tipik yaşlı kadın saçmalıkları işte."
Üvey annem Ceyda, tülünün arkasından hafifçe kıkırdadı. Üvey kardeşim Mert yanıma eğildi. "Belki içinde birkaç kuruş vardır. Git kendine bir öğle yemeği al."
Birkaç kuzen sırıttı. Kımıldamadım. Hoca, huzursuzca boğazını temizledi. Avukat Selim Bey, solgun görünüyordu ama sesini çıkarmadı. Vasiyeti, mezarlıktaki sırılsıklam çadırın altında az önce okumuştu: Babaannem "banka cüzdanını ve ona bağlı tüm hakları" torunu olan bana, yani Elif'e bırakmıştı. Babama hiçbir şey kalmamıştı. Ağzının öfkeyle bükülmesinin sebebi buydu.
Annem öldükten sonra beni babaannem büyütmüştü. Bana düğme dikmeyi, bütçe yapmayı ve kurtların karşısında korku göstermeden durmayı o öğretmişti. Son haftasında, elleri hastane çarşaflarının altında birer kemik yığınına dönüştüğünde fısıldamıştı: "Onlar güldüğünde bırak gülsünler. Sonra bankaya git."
İleriye doğru bir adım attım. Babamın eli aniden uzandı. "Bırak onu." Gözlerinin içine baktım. "Hayır." Bakışları sertleşti. "Kendini rezil etme Elif." "Sen benim yerime bunu zaten yaptın."
Mezarlık tekrar buz kesti. Topuklarım ıslak çamura batarken dikkatlice aşağı indim ve o küçük mavi banka cüzdanını babaannemin tabutunun kapağından aldım. Kapağına toprak bulaşmıştı. Parmaklarım titriyordu ama sesim gayet dikti. "Bu onundu," dedim. "Şimdi benim."
Babam, nefesindeki alkol kokusunu duyabileceğim kadar yakınıma eğildi. "Onun seni kurtardığını mı sanıyorsun? O yaşlı kadın kendini bile kurtaramadı." İçimde bir yerlerde bir şeyler dindi. Defteri mantomun cebine koydum. Ceyda tatlı bir şekilde gülümsedi. "Zavallı kız. Her zaman çok dramatik." Çıkarken Mert yolumu kesti. "Nereye gidiyorsun?" Onun üzerinden mezarlığın demir kapısına doğru baktım. "Bankaya."
Gök gürültüsü mezarlığın üzerinde yankılanırken babam ve Mert yüksek sesle, gaddarca güldüler. Ancak Selim Bey gülmüyordu. Benzine düşen bir kıvılcımı görmüş bir adamın ifadesiyle arkamdan bakıyordu.
2. BÖLÜM
Bankaya vardığımda içerisi neredeyse boştu, mermer zemine yağmur suları damlıyordu. Lacivert takım elbiseli bir memur başını kaldırdı. "Size nasıl yardımcı olabilirim?" Babaannemin banka cüzdanını bankoya koydum. İçinde ismi yazılıydı: Meryem Hale. Altında kırk yıla yayılan mevduat damgaları vardı. Memur önce nazikçe gülümsedi. Sonra hesap numarasını girdi.
devamı sonraki sayfada...

