Masaya bırakılan şey küçük, siyah bir deri kaplı defterdi. İlk bakışta sıradan görünüyordu. Fakat Oğuz’un yüzündeki ifade, bunun sıradan bir eşya olmadığını açıkça belli ediyordu. Elimi uzattım ama dokunmaya cesaret edemedim.
“Bu ne?” diye fısıldadım.
Oğuz derin bir nefes aldı. “Bunu yıllardır saklıyorum. Aslında sana çok daha önce anlatmalıydım. Ama önce gerçeği öğrenmeden bana inanmayacağından korktum.”
Defteri açtı. İlk sayfada babamın adı yazıyordu.
Kalbim hızlandı.
“Babamın adı neden burada?”
Oğuz parmağını sayfanın altındaki tarihe götürdü. Tarih, ben henüz çocukken atılmıştı. Sayfanın altında ise babamın imzası vardı. Birkaç sayfa daha çevirdi. Karşıma banka hesapları, şirket isimleri ve para transferleri çıktı.
Hiçbir şey anlamıyordum.
“Oğuz, bana ne gösteriyorsun?”
Bu kez gözlerimin içine baktı.
“Senin ailene ait olan şeyleri.”
Gülmeye çalıştım ama sesim çıkmadı. “Benim ailem zengin değil.”
“Biliyorum. En azından sana yıllardır böyle gösterdiler.”
Defteri önümde kapattı.
“Ben oto tamirhanesinde çalışan sıradan bir adam değilim.”
Bu sözleri duyduğumda içimde tuhaf bir boşluk oluştu. Onu yıllardır tanıyordum. Liseden beri hayatımdaydı. İlk arabam bozulduğunda gecenin bir yarısı gelip yardım eden oydu. Maaşımın yetmediği aylarda bunu yüzüme vurmadan hesabı ödeyen yine oydu. Kendisi de zor durumda olmasına rağmen bana hiçbir zaman acıyarak bakmamıştı.
“Peki kimsin?” diye sordum.
devamı sonraki sayfada...

