Çünkü paketin üzerinde yalnızca üç kelime yazıyordu.
“Sevgili kocam Onur…”
Bir an durup masadaki herkese baktım.
Sonra çantamdan hazırladığım küçük paketi çıkarıp onun önüne bıraktım.
Onur pakete baktığı anda yüzünün rengi değişmeye başladı.
Çünkü paketin üzerine kendi el yazımla yalnızca üç kelime yazmıştım:
“Geç saatteki toplantıların.”
Masadaki konuşmalar bir anda kesildi.
Onur önce pakete, sonra bana baktı.
Kaşları çatıldı.
“Bu ne demek?” diye sordu.
Sesindeki gerginliği yalnızca ben değil, masadaki herkes fark etmişti.
Ben sandalyeme oturmadım.
Ayakta kalmaya devam ettim.
“Bence aç,” dedim.
Onur’un annesi merakla oğluna baktı.
Babası çatalını tabağın kenarına bıraktı.
Benim annem ise yüzümdeki ifadeden bunun sıradan bir yıl dönümü hediyesi olmadığını çoktan anlamıştı.
Onur ağır ağır paketin ipini çözdü.
İçinden küçük bir ses kayıt cihazı çıktı.
Cihazın yanında da birkaç fotoğraf vardı.
Onur fotoğrafları eline aldığı anda nefesi kesilir gibi oldu.
Bunlar onun ofisinin karşısındaki kafede başka bir kadınla otururken çekilmiş görüntülerdi.
Bir fotoğrafta kadının elini tutuyordu.
Diğerinde ona sarılıyordu.
devamı sonraki sayfada...

