Üzgündüm, öfkeliydim ve kafamın içi binlerce soruyla doluydu.
Masanın üzerindeki eski hastane makbuzuna baktım. Tarihi tam on yıl öncesini gösteriyordu. O yıl geçirdiğim ağır trafik kazasını hatırladım. Günlerce yoğun bakımda kalmış, doktorlar yaşama ihtimalimin çok düşük olduğunu söylemişti. O dönemin ayrıntılarının çoğu zihnimden silinmişti.
"Ece..." dedim titreyen bir sesle. "Bunun onunla ne ilgisi var?"
Kızım derin bir nefes aldı.
"Anne, okulun ilk ayında staj yaptığım hastanede onunla tanıştım. İsmi Murat."
İlk kez adını duyuyordum.
"Bir gün hastanenin koridorundaki teşekkür panosunda senin ismini gördüm. Altında da Murat'ın adı yazıyordu. Merak edip sordum."
Kalbim hızla çarpmaya başladı.
"Murat, yıllar önce senin geçirdiğin kazayı hiç unutmamış."
Ne söyleyeceğimi bilemedim.
Ece anlatmaya devam etti.
"Kaza gecesi hastaneye aynı anda iki ağır yaralı getirilmiş. Kan stokları yetersizmiş. Senin kan grubun çok nadir olduğu için doktorlar umutsuzmuş."
Başımı yavaşça kaldırdım.
"Murat'ın kan grubu seninkiyle aynıymış."
Bir an nefesim kesildi.
"Hiç düşünmeden bağış yapmış. Sonra da ameliyat boyunca hastaneden ayrılmamış."
Boğazım düğümlendi.
"Ama ben bunu neden hiç bilmiyorum?"
"Çünkü kimseye söylemesini istememiş."
Sessizlik çöktü.
Ece çantasından eski, sararmış bir zarf daha çıkardı.
"Murat bunu yıllarca saklamış."
Zarfın içinden doktorların teşekkür mektubu çıktı.
Mektupta şu cümle yazıyordu:
devamı sonraki sayfada...

