Hapiste işlemediği bir suç yüzünden iki yıl geçiren Elif, özgürlüğüne kavuştuğunda kocası onu mahvetmek için kullandığı kadınla nişanını kutluyordu. Mert’in bilmediği şey ise Elif’in her gününü delil toplayarak geçirdiği ve onun imparatorluğunu yerle bir etmek için mükemmel anı beklediğiydi.
Hapishane kapıları gün ağarırken açıldı ama kocam beni beklemek için orada değildi.
Bu sorun değildi. Beni oraya tıkan adam tarafından kurtarılmak için parmaklıklar ardında iki yıl hayatta kalmamıştım. Benim adım Elif Vardar; kocam Mert, sahte gözyaşları ve özenle kurgulanmış yalanlarla beni hapse göndermişti.
Mahkemede, sevgilisi Pelin Soykan’ın elini tutmuş, jüriye fısıldıyordu: “Pelin’e kıskançlıktan saldırdı. Bebeği düşürmesine o sebep oldu.”
Pelin, narin bir elini karnına koyarak gözlerini mükemmel bir şekilde aşağı indirdi; bileğinde ise Mert’in bir zamanlar bana aldığı pırlanta bilezik vardı. Herkes onlara inandı. Neden inanmasınlar ki? Mert zengin, karizmatik ve hayranlık uyandıran biriydi. Pelin kırılgan ve kalbi kırık görünüyordu. Bense, seyirciler için ağlamayı reddeden soğuk eştim. Tutuklandığım gece, Mert beni nezarethanede bir kez ziyaret etti. Pahalı takım elbisesi sedir ağacı ve zafer kokuyordu. “Bunu neden yapıyorsun?” diye sordum. Parmaklıkların yanına, derimi ürperten bir gülümsemeyle çömeldi. “Çünkü şirket hisselerini devretmedin,” dedi sakince. “Çünkü sürekli sorular soruyordun. Çünkü Pelin’i sevmek daha kolay.” İnanamayarak ona baktım. Başını hafifçe yana eğdi. “Hapiste kimse gururlu bir kadını sevmez, Elif.” O geceden sonra tamamen ortadan kayboldu. Ne ziyaret. Ne telefon. Ne de mektuplarıma bir cevap.
Ama hapis bana bazı şeyler öğretti. Sabır. Sessizlik. Disiplin. İntikamın yüksek sesli bir öfke olmadığını öğrendim. İntikam, doğru zamanda sunulan dosyalardır. Duruşmadan önce koruma altına alınan bir tanıktır. Güneş doğmadan dondurulan bir banka hesabıdır. Mert hapsin beni yok edeceğini sanmıştı. Aksine, hapis bende yumuşak olan ne varsa söküp attı.
devamı sonraki sayfada...

