Leman’ın titreyen sesi küçücük salonun duvarlarında yankılandı. Elindeki kâğıt yere düşmek üzereydi. Tansel ise kendi zarfından çıkardığı belgeleri tekrar tekrar inceliyordu. Cevdet, önündeki küçük zarfı henüz açmamış, şaşkın gözlerle bir bana bir kardeşlerine bakıyordu.
“Anne, sen bize evini kaybettiğini söylemiştin!” diye bağırdı Leman. “Ama burada evin hâlâ senin olduğunu yazıyor. Üstelik bütün bunlar bir sınav mıydı?”
Başımı eğdim. “Evet kızım. Evimi kaybetmedim. Banka evime el koymadı. Hastane masrafları da bizi parasız bırakmadı.”
Tansel sandalyesini geriye itti. “Yani üç haftadır bizi kandırıyorsun! Babamın son isteği dediğin şey de bunun bir parçası mı?”
“Babanız gerçekten benim yalnız kalmamdan korkuyordu. Ama bu sınavı yapmamı o istemedi. Buna ben karar verdim.”
Odanın kapısı aralığından torunlarımın sesleri geliyordu. Jülide onları diğer odaya götürerek konuşmamıza fırsat verdi. Cevdet ise sessizce yanımdaki sandalyeye oturdu.
“Önce zarflarda ne olduğunu konuşalım.” dedim.
Tansel’in elindeki büyük zarfta üç sayfalık bir mektup vardı. İlk sayfada ona çocukluğundan söz etmiştim. Okula başladığı sabah kravatını Enver’in bağlayışını, ilk bisikletini alabilmek için aylarca biriktirdiğimiz parayı, üniversiteye gittiğinde babasının sevinçten ağlayışını anlatmıştım.
İkinci sayfada telefon konuşmamızın bende bıraktığı duygular vardı. Beş odalı evine sığmadığımı düşündüğüm o akşamı, bana yalnızca üç internet bağlantısı göndermesini ve bir kez bile gerçekten nerede kalacağımı sormamasını yazmıştım.
Son sayfanın altında ise şu cümle bulunuyordu: “Oğlum, senden evini ya da paranı istemiyordum. Zor durumda olduğumu sandığın gün bana ayırabileceğin küçücük bir yer olup olmadığını görmek istedim. Bana gönderdiğin bağlantılardan çok, göstereceğin ilgiyi bekledim.”
Tansel kâğıdı masaya bıraktı. İlk kez yüzüme bakamıyordu.
devamı sonraki sayfada...

